Uncategorized

Okuduğum en güzel kitapsın
Esneyerek kalktı evin babası, “hadi ben yatıyorum.” dedi.
Hızlıca kalktı evin annesi, direği, çatısı, temeli, kısaca her şeyi. “Tamam ben de hemen geliyorum.” diyerek cevap verdi.
Yarın iş var, okul var, temizlik de var. Seri olmak lazım, yatıp dinlenmekte tabi. Hızla girdiği mutfakta derin bir iç geçirdi. Oysa akşam yemeğinden sonra toplayabilmişti mutfağı, çok da sevinmişti bu duruma. Ya şimdi mutfağındaki kargaşa da neyin nesiydi ki? Elbette yemek sonrası içilen çayların yenilen meyvenin kalıntılarıydı. Hemen işe koyuldu, bulaşıkları makineye, elde yıkanacakları tezgaha dizdi. Üstü açık ne varsa kapatıp, streçledi. Buzluktan sabah için ekmek, akşam yemeği için de et çıkardı. Çöpü toplayıp kovaya koydu, içerden uyuyan yavrusunun derin uykusunda istediği suyu getirdi. Üstünü örttü, kızının odasına gitti. Cep telefonunu elinden, kulaklığı da kulağından aldı. Yanaklarından öpüp, duasını okudu. İçi huzurla doldu. Anneydi o. Sabah giyeceği kıyafetleri başucuna astı, tişörtünün düğmesi kopmuştu onu dikti, etrafı kitapları topladı, masayı düzenledi.
Oturma odasındaki yastıkları düzeltip, kalan tabakları da hızla mutfağa götürdü. Çamaşır makinesine attığı renkliler aklına geldi. Hemen çamaşırların kırışmadığını hayal ederek kapağı açtı. Sepete aldığı çamaşırları doğruca balkona götürdü. Çabucak astı. İçeri geçti, mutfağa şöyle bir baktı yeniden, unuttuğu bir şey var mı diye. Çocuğun beslenme çantasını göz önüne koydu.
İniltiye benzer bir sesle irkildi. Küçük oğlu rüyasında konuşuyordu muhtemelen. Hemen yanına gitti, başını okşadı, sevdi kokladı yavrusunu. Bir sıkıntısı var mı diye beş dakika başında bekledi. Bu arada onun odasına da bir göz atıp, derhal ortalığı düzeltti. Yatağın altındaki çikolata çöplerini aldı, gündüz sökülen pantolonu dikti. Çok şükür diyerek, çıktı odadan.
Şöyle uzaktan baktı eşine, o bu işleri yaparken eşi de ancak banyodan çıkıyordu. Gülümsedi kendi kendine. Annelik bir yaşam stiliydi. Bir klasikti adeta. Belki de okunacak en güzel kitaptı anne. En duygusal, en sevimli, en vicdanlı…
Kendi annesi düştü aklına. Sahi ne zaman tam olarak anlamıştı ve de hak vermişti annesine. Zamanında ona kızdığı her hareketi şimdi de bizzat kendisi yapmıyor muydu? Haklıydı atalar, “Anasına bak kızını al, kenarına bak bezini al.” demekte. Kişi annesinden geçen mitokondriye sonuna kadar sahip çıkıyordu. Fark etse de farkında olmasa da annesinden kopya çekiyordu işte. Hayat denilen olgunun ilk öğretmeniydi annesi, okuduğu en anlamlı kitaptı hatta. Gülümsedi, “rahat uyu annem” diyerek.
Yorulmuştu artık, kısacık sürede sanki bir atom karınca misali iş yapmıştı, uyku da iyice bastırmıştı hani. Koşarcasına banyoya gitti, Eyvah! Her yeri keskin bir sirke kokusu sarmıştı. Evin kızı, yine saçına başına sirkeyle masaj yapmıştı anlaşılan. Oraya da bir el attı süper anne. Son olarak da fırçaladı dişlerini, hızla çıktı banyodan ki, bir detay görüp de temizlemeye kalkmasın diye.
Yatak odasının kapısında karşılaştılar evin babasıyla. “Çabuk geldin bu akşam” dedi.
Kafasını salladı evin annesi, “çabuk geldim”, bir yandan da oğlunun odasındaki kıyafetleri toplarken.
Yüzünde yorgun ama huzurlu bir ifadeyele mırıldandı evin hanımı;
“Hadi uyuyalım, geç oldu.”
Rüyasında annesiyle el eleydi, yemyeşil çayırlarda gezdiler, doyasıya sarıldı annesine.
“Hayatımda okuduğum en güzel kitaptın sen annem.”diye diye…
drhkosecik
0