Uncategorized

İnsanın özü
Yıllar vardır ki elime her buğday alışımda gözümde canlanır canım anneannem. Severek bakar, şakayla karışık söylerdi. Şöyle ki; “Anneanne söylesene soyumuz nereye dayanıyor?” dediğimde, elini havaya kaldırır, “Serdar oğullarının gözdesi buğdayın da özüyüm derdi.” Küçüktüm bilemezdim, öz ne demek, neden bu denli önemli. Neden kendini buğdayın özüyle bir tutar büyüğüm. “Yaa anneannem doğruca anlat şunu.” derdim. Derdim de tekrarlar dururdu. “Buğdayın özü, Serdar oğullarının gözü.” Devamını getiremiyorum, aklımda kalan maninin son kısmı işte.
Ah be anneannem, canım benim. Şimdileri ne buğdayın özü kaldı ne de insanın özü. Özümüzden mü koparılıp atıldık yoksa kendiliğimizden mi başardık bunu. Elime neyi alsam katkılı, kutulu, cicili bicili. Biz bir kaymaklı beyaz gofreti zor bulurken, şimdi her türlüsü hem de en katkılısından en zararlısından en gösterişlisinden market raflarında boy gösteriyor. Bilse de çocuklar yine de en zararlının tadı neden en güzel oluyor diye sorup, arada bir kaçırıyorlar. Aileleri son zamanlarda aldı bir telaş. Doğrusunu bulalım, doğal beslenelim, gezen tavuk yumurtası yiyelim, GDO’ lu besin tüketmeyelim diye. Öyle çok ki, hangisini sıralayalım. Allerjik hastalıklar, kanser, depresyon, hiperaktif çocuklar, otizmli bireyler çoğaldı. Belki zamanında tanı bu kadar çok konulmuyordu diyip de kendimize teselli versek de halimiz ortada. Yiyecek de çok tüketecek de çok, varlık da çok yarış da çok, fakir de zengin de çook. Eeee hepsinden var azıcık azıcık, her zaman vardı tamam, ama bir zamanlar bu denli yarış var mıydı anneannem? Keşke ötelerden cevap verebilsen bana…
Ben hatırlıyorum yine, bembeyaz namaz başörtülü, katıksız saf halini. Saf inancını. Sen ve dedem, belki öyle büyük okullarda okumadınız, medrese eğitimi görmediniz ama hayatın anlamını kavramıştınız bana göre. Şu anki yaşadığım çağa bakınca, insanlarımızın haline demek istiyorum. Bir de sizin saf ama tertemiz inancınıza, tencerede pişirip kapağında yediğiniz, bir sürü sıkıntıya, yokluğa göğüs gerdiğiniz zamanlara, buna rağmen hayata tutunduğunuz yıllara bakınca huzurlu olduğunuzu hatırlıyorum. Gülümsediğinizi, ümidinizi yitirmediğinizi, mutlu olduğunuzu. Oysa yokluk vardı, oysa çok fazla bilgi yoktu. Hani sizin büyükleriniz de henüz radyonun yeni icat edildiği zamanlarda ileride içinde insanların yürüdüğü, düğmeyle açılıp kapanan dünyayı gösteren bir icadın geleceğini söylediği zaman güldüğünüzü anlatırdın ya. Bak onun da ne alengirlisi çıktı. Şimdileri elimize alıp, dünyayı seyrediyor, yine de mutmain olamıyoruz. Arıyoruz, arıyoruz, her kapıya başvuruyoruz da içimizdeki boşluğu dolduramıyoruz. Nedir bu halimiz dersin?
Doktor oldum anneanne. Çok sevdim mesleğimi, önce insana zarar vermemeye yemin ettim. Onun için de görüp de susamıyorum işte. Onun için de söyleniyor, konuşuyor, anlatıyorum. Şikayet de ediliyorum. Olsun varsın. Ama insanın insanı kandırmasına tahammül edemiyorum, ne yapayım meslek hastalığı işte. Ha anneanne bir de ne var biliyor musun? Şimdilerde herkes bilinçaltı temizliyor, hani evvelden siz kalkınca önce evinizin önünü süpürüp temizlerdiniz ya. İşte şimdileri o kadar da kolay yapılıyor bu iş. İki derste öğreniyor ve insanların travmalarını temizliyorlar. Bilinçaltı temizliyorlar. Artık ne doktora, ne psikiyatriye ihtiyaç yok bu devirde. Yum gözünü, ver parayı, al gazı, anahtarla aç çakralarını. Kalbinin temiz olduğunu söyleyen, elinden dilinden enerji fışkırdığını ifade eden, bir de inanca dair iki kelam eden oluyor temizlik uzmanı. İşsiz kalırım diye mi korkuyorum? Yoo, insanımızın bir on yıl hele hele de yirmi yıl sonrasını düşünemiyorum. Uykularım kaçıyor anneanne. Bu inanç simsarı, tacir zihniyetin yaraladığını kimler, nasıl toparlar diye.
Arayış içinde olan yaralı insanları ağlarına düşüren, sözleri etkili kullanan bu kişiler nasıl rahat uyurlar hayret ediyorum. Kafaları yastıkta rahat mı dersin?
Bir buğdayın özünden nereye kadar geldik.
İnsanın özüne. Özünden, sözüne geldik.
Özü sözü bir olan, niyeti halis olan, insanı seven, işinin ehli olanlar söz sizde efendim…
drhkosecik
0