Blog
    Mükemmel olmak zorunda mıyım? (1)

    Mükemmel olmak zorunda mıyım? (1)

    Mükemmel olmak zorunda mıyım anne?

    O gün okulda minik Ayşe kendini pek de iyi hissetmiyordu.

    Çünkü yine çok sevdiği anneciğiyle tartışmışlardı. Oysa o hiç tartışmak istemiyordu. Annesini sevdiğini düşünüyordu. Ama annesi keşke AYŞE’Yİ bu kadar boğmasaydı… Bu kadar korumasaydı…

    Bütün anneler bunu yapar mıydı acaba? Çok da merak ediyordu. Derin bir iç çekti. Ah neden bu kadar üzgün hissediyordu ki?

    Ayşe; 13 yaşına yeni girmişti. 7. sınıfa gidiyordu. Derslerine özen gösteriyor. Annesini hiç üzmek istemiyordu. Başarılı olduğunu düşünüyordu. Ama ya annesi onun hakkında ne düşünüyordu? İşte ondan pek de emin değildi. Annesinin onun başarılı olduğunu düşündüğünü sanmıyordu. Ve bu durum minik kızı içten içe çok üzüyordu.

    Annesi çok iyi bir anneydi evet. Dövmüyordu, bağırmıyordu, ceza vermiyordu. Ama ya bakışları? Acaba Ayşe mi yanlış anlıyordu…

    Arkadaşları ve öğretmenleri onu seviyordu. Hayatı da çok seviyordu. İyi ama peki içindeki bu boşluk duygusu da neydi. Son zamanlarda çok hisseder olmuştu. Annesi öğretmendi Ayşe’nin. Babası da doktor. Hem de ameliyat doktoruydu. Onu düşününce Ayşe derin bir ohh çekti. Çok seviyordu babasını. Ama çok az görüyordu onu. Çünkü işleri çoktu. Olsun dedi Ayşe, beni seven bir babam var. Beni dinliyor beni anlıyor.

    Sınıf öğretmeni Latif Öğretmenin kapıdan içeri girmesiyle daldığı düşüncelerden bir an için ayrıldı Ayşe. Gülümsedi. Latif öğretmen en sevdiği en çok soru sorup dertleşebildiği bir öğretmeniydi çünkü. Evden üzgün geldiği günler öğretmeni onu anlamış ve konuşmuşlardı. Ona sorular sorardı. Öğretmeni de tatlı tatlı anlatırdı. Anlatırken de hiç kızmazdı.

    Ayşe’yi can kulağıyla dinler, sorununa çözüm bulmaya çalışırdı. Ayşe okulunu Latif öğretmeni sayesinde daha bir sever olmuştu. İyi ki Latif Öğretmen onların sınıf öğretmeniydi…

    Ayşe’nin son zamanlardaki düşünceli tavırları, sınıfta dalıp dalıp gitmesi, uykulu bakışları öğretmeninin gözünden kaçmıyordu aslında. Ayşe’nin annesini ve babasını bu yüzden okula çağırmak istemişti.

    Bakalım hangisinin vakti müsaitti. Latif Öğretmen; bu munis çocuğun bir derdi var sanki diyordu. Ayşe’nin her şey yolundaymış gibi davranması fakat gözlerindeki üzgün bakış öğretmeninin içine dert olmuştu.

    Ayşe; ona farklı geliyordu. Tüm öğrencileriyle ilgilenmeye çalışırdı Latif Öğretmen.  Ötelere göç eden sevgili anneciğine sözü vardı çünkü. İyi insan yetiştirmek için gayret edecek, elinden geldiğince çocuklarına liderlik yapacaktı. Hayata hazırlamak için söz vermişti onları. İnsan insana şifadır derdi anneciği… İnsan kıymeti bilinmeliydi. Ve hem de küçük insanlardan başlamalı işe derdi…

    Sınıfa giren Latif Öğretmen’in gözleri hemen Ayşe’yi aradı.

    Öğrencisinin dalgın olduğunu fark etti. Bugün artık onunla ciddi olarak konuşacaktı. Karar verdi…

    Çocuklar dedi, dersimiz mükemmeliyetçilik. Sizinle bu konuda konuşmak istiyorum bugün. Hepinizin fikrini de almak istiyorum. Derse katılmanız düşündüklerinizi bizimle paylaşmanız çok değerli. Unutmayın olur mu?

    Hep bir ağızdan “tamam öğretmenim” dediler çocukları.

    Mutlu oldu Latif Öğretmen. Biraz da içi burkuldu. Anneciğinin sesi kulağına çalındı. Gözleri yaşardı, ama çocuklara belli etmedi. Sesinin titremesini önlemek için bir dakika kadar bekledi. Hem de çocuklarının dikkatini kendisine vermeleri için fırsat veriyordu onlara. Böyle yapınca daha çok merak ediyorlar ve pür dikkat öğretmenlerini dinliyorlardı.  Bağırarak susturmak yerine böyle bir anlaşma vardı aralarında. Bu sınıf iyi öğrenmişti dersini…Hayat ona da insanı anlamayı öğretmişti…

    İnsan insana ilişki de etkili kuralları iyi biliyordu ve çoğunu da sevgili anneciğine borçluydu.

    “Latif’im” derdi annesi. ”Oğlum. Gönlü güzel, sözü güzel oğlum. Sözü güzel kullan ki seni dinlesinler. Gönlün güzel olsun ki sen kimseden incinme onlar da senden incinmesin. İnsan bağırarak anlaşmaz. Bağıran, öfkeyle ayağa kalkan insan da akıl yok olur. Ne yapacağını bilemez. İki insan bağırıyorsa kalpleri arasında uzaklık vardır. Unutma…”

    Anlaşılan bugün annesi de yanındaydı öğretmenin…

    -Mükemmel deyince aklınıza ne geliyor bakalım?

    Önde oturan Ali heyecanla parmağını kaldırıyordu.

    -Söyle bakalım Ali:

    -Öğretmenim, eğer çok çalışırsam ve bütün derslerimden 100 alırsam bu benim için tam olur. Annem de babam da çok sever beni. O zaman mükemmel olurum.

    -Esra; ben odamı temizleyip toplarsam, kardeşime iyi davranırsam annem beni sever. Bana kızmaz. Aptalsın demez.  O zaman daha iyi hissederim sanırım.

    -Annem ne isterse onu yapmaya çalışıyorum. O zaman gözüne girerim belki. Bana kızmaz. Beni banyoya kapatmaz. Dersimden tam not alırsam bana hediye alır belki de dedi Ömer.

    -Ne yaparsam annem babam bana kızıyor öğretmenim dedi Eda. Eğer ben onların istediği gibi davranırsam belki o zaman mükemmel olurum. Beni severler. Herkesten iyi olmalıyım. Annem en iyisi sen olmalısın diyor bana. Belki o zaman annem bana daha iyi davranır. Aptal olduğumu söylemez. Geri zekâlı demez. Öğretmenim ben geri zekâlı mıyım? Matematiği yapamıyorum diye annem de babam da bana öyle söylüyor. (Devamı yarın)

    Bir yanıt yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir