Uncategorized
İnsana dair

İnsana dair

“Hata bende, çok sevdim, fazla değer verdim” dedi kadın.

“Hah işte bende tamda sana bunu söylüyordum, bir türlü anlamadın. Şimdi sana kazık atınca mı anladın? Geçti Bor’un pazarı sür eşeği Niğde’ye.” dedi diğer kadın.

Neresi mi bu konuşmanın geçtiği yer?

Pişmanlıklarımızı konuştuğumuz bir grup terapisi.

Alışkanlıklarımız, vazgeçemediklerimiz, vefa sorunu yaşayanlar, aldatılanlar ve aldatanlar…

Hepsi var burada ve tabi ki şimdilerin zoraki misafiri korona ve yaptıkları.

Nasıl bir dünya oldu üzerinde yaşadığımız. İnsanlar kırılıyor hastalıktan ve bir yandan da dünyanın her bir yanından ölüm haberleri geliyor.

Korku, panik, belirsizlik, can sıkıntısı ve depresyon…

Bunlar hiç tanık olmayanların bile kapılarını açtıkları kavramlar…

Ama insan işte, yine de unutuyor. Kendi derdine derman arıyor bir yandan da. Yüreği yangın yeri mi olanlar dersiniz, affetmeyi tercih edenler mi yoksa kin tutanlar mı?

Ne isterseniz var bu serviste, acı, sevgi, ölüm, insana dair her şey.

Bir köşede üç haftadır gelmesine rağmen hiç konuşmayan bir genç kadın.

Önce onun bize güvenmesini bekliyorum, yarası belli ki çok taze.

Kaygı bozukluğu yaşıyor diye geldi kliniğimize. Mikrop her yerde ve kendini temiz hissetmiyor. Sürekli yıkadığı elini, yıkamaktan yara bere içinde olduğu için de hep ceplerinde saklıyor.

Kim bilir neler geçiyor aklından, bir başlasa gelecek gerisi zaten.

İşte bir tanesi söz aldı yine, yaralı yüreği kan akıtıyor. Çocuklarından ayrı, kocası terk etmiş, takıntıları var diye. Hastalık hastası diye. Sürekli ev temizliyor ve söyleniyor diye.

Hekimlerde hikaye çoktur, hayata dair tüm olaylar, aklınıza ne gelirse ve belki de gelmeyenler bile.

Bir şekilde yol gösterici olmak durumunda her zaman. Sanki doktorlar hiç hasta olmaz gibi gelir insanlara, onlar canlı değilmiş gibi, çok dayanıklıymış gibi…

İnsan olan herkesin bir dayanıklılık noktası vardır. Rabbim kişiye kaldıramayacağı yükü vermezmiş. Demek ki başımıza gelenler tam da bize göre, bizim sınav sorularımız ve cevaplarımız. Kimi çocuğunu çözer, kimi annesini, kocasını, arkadaşını. Ama çözer sonunda, az ya da çok bilgisine göre cevap verir.

İşte şimdi bizler de bu toplantılarda sorularımıza, kırgınlıklarımıza, korkularımıza yanıt arıyor, bir çeşit anlam arıyoruz diyebilirim. Elbette hayat hem çok çok güzel, bize sunulmuş en özel bir hediye. Ve bazen de çok zor. Ama hep mi zor? Hep mi kötü insan? Hiç güzellikler yaşamıyor mu? Bizim için bezenmiş, donatılmış bir cennet vatanda yaşıyoruz Türkiye olarak. Ve dünya da öyle. Her insan yaşadığı yere uyum sağlar ve devam eder hayatına. Bu asırlardır böyle gelmiştir ve böyle de geçer.

Düşünsenize;

Ne virüsler gördü geçirdi bu koca dünya. Ve bu da gelip geçecek, bizler korksak da, tedirgin olsak da ümidimizi yitirmedik henüz. İnsan kuvvetlidir hem de tahmin edemeyeceği kadar. Onun için, kafamızı karıştırıp da yeteneklerimizi kaybetmeye vakit yok şu anda. Bu kriz de bitecek ve bir başkası yine farklı versiyonda gelecektir biliyoruz. Çünkü henüz “game over” yazmadı kağıtlarımızda

Bağışıklık sisteminin güçlü olmasına ihtiyacımız var. Onun için de sağlam düşünme ve pozitif bir yaşam şekline. Nasıl?

Beynimize ne verirsek onu alırız. İç ses ve dış seslerimiz olarak güzeli telkin etmeyi öğrenelim, hem kendimize hem de çevremize. Bunun bir damla olduğunu düşünün. Denizdeki bir su damlası. Ve o giderek büyüyecek tüm ülkemizi ve dünyayı saracak tarzda bir hareket başlatacaktır. Ne diyorduk ona biz? Kelebek etkisi. Ve inanın bu etki hepimizi etkisi altına alır götürür.

İyi düşünce, iletişim, dinlemeyi öğrenebilmek ve empati kurabilmek.

Sakin olup, şu süreci evde, iş yerinde, hastanede, dünyada bir şekilde geçireceğiz.

Elbette önce tedbirlere tam riayet ederek.

Bu savaşa evlerde sakin kalarak katkı sağlayabiliriz. Lütfen fiili duamız önce söz dinlemek olsun.

Huzurla kalın,

Yüreğiniz yorgunluk görmesin dileğiyle…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir