Uncategorized
Annemler bana inanmaz

Annemler bana inanmaz

– Size bir şey sorabilir miyim?
Cılız çıkan sesi kalabalığın uğultusundan duyulmuyordu. Ama algıda seçicilik oluşmuştu bende sanırım. Belki de bu bir hissiyattı. Arıyordum sesi kısık çıkanı. Kimdi o? Gayri ihtiyari döndüm arkamı. Seminer yeni bitmiş, sorular sorular sorular derken biraz da geç kalmıştım. Ama gördüm onu. Biraz çekingen biraz da kaygılı bir ifade vardı yüzünde. Buna rağmen gülümsüyordu…
Hani insan karşısındakinin tepkisini bilemez de, azıcık çekinir ya, işte o misal.
Seminer konumuz; mahremiyet kavramı ve eğitimiydi. Sorular çoktu, çocukların soruları daha da çok. 7. ve  8. sınıf kız çocuklarına vermiştim semineri. Bu genç hanım, sanırım 7. sınıftı.
O anda ona en iyi gelebilecek tepkiyi verdim tabi ki. Gülümsemesine karşılık verdim. Kalbine mukabil bir kalp bulmuştu muhatabım. Rahatladı. Derin bir ohhh çekti.
– Efendim tabi ki, sor bakalım. Ama önce izin ver, çantamı toplayayım.
Karşıdan çocukları sınıfına götürmek için çalışan bir öğretmen, sinirle bağırdı. Ama benim izin verdiğimi söyleyince “Zaten soru sormalarına izin verdiniz, sorsaymış orada” dedi ve uzaklaştı.
Bir ona baktım, bir de giderken söylenen bayan öğretmene. İnsan her yerde insandı. Öfke hep vardı ve hep dinlemeden yargılamak da insan var oldukça olacaktı.
İyice sessizleşti öğrenci, başını önüne eğdi. Bekliyordu, benim ona neyin var dememi, belki de alışık olduğu üzere azarlanmayı…
Hadi anlat dedim. Anlat, senin canını sıkan nedir?
Yüzü önde, elleri birbirine kenetli,  başladı anlatmaya.
Siz dediniz ki,”Başınıza her ne gelirse gelsin, mutlaka annelere söylemelisiniz. Onlarla paylaşmalısınız. Ve tanısan da tanımasan da kimseyle aranızda bir sır olmamalı ve siz sır saklamamalısınız.”
” Evet” dedim. “Kimseyle aranda bir sır olması gerekmez. Korkutarak ya da hediye vererek senden sır saklamanı isteyemez bir insan. Velev ki tanıdık bile olsa bu böyle geçerlidir.”
Baktı baktı yüzüme.
Elbette huylandım, ama ihtimal vermiyorum. Biraz daha açılmasını bekliyorum.
– Yoksa sana birisi bu tarz bir yaptırımda mı bulundu?
Acele acele “yok yok hayır hayır olmadı öyle bir şey.” dedi.
Benim asıl öğrenmek istediğim şey şu ki, başıma hoşlanmadığım bir olay gelse ben bunu gidip de ne anneme ne de babama anlatamam. Zaten de bana ne annem ne de babam inanmaz.
İnanmaz, inanmaz, inanmaz…
Ya kime inanır anneler babalar?
Zaten başım azıcık dönerken iyice hızlandı dönmesi. İşte tam da bu nedenle çocuklarımız susuyordu. Olayın üzerinden yıllar geçse bile  ortaya çıkma sebebi, hep bu zamanında  inanılmama korkusu değil miydi? Çözemediği sorunları, ailesiyle konuşamadıkları… Maruz kaldığı suistimale DURRR diyemeyen, anne babanın sessiz, sakin, itaatkar dediği ve bununla da övündüğü çocukları. Masum çocuklar. İşte bir tanesi de önümdeydi belki de. Bir şeyler vardı ama yeri ve zamanı değildi. Anlatmaya çalıştığımızı anlamış en azından sorgulamaya başlamıştı. Bu da iyiye işaretti. Fakat neden anne babasının ona inanmayacağını düşündüğünü sordum. Cevabı basitti. “Zaman zaman onlara yalan söylemek zorunda kalıyorum da ondan.” dedi. Bu da ayrı bir konuydu tabi ki.
Söz aldım ondan, en kısa zamanda görüşmek üzere. Ayaküstü de olsa konuştuk bu konu üzerinde.
Seyre daldım insan hallerini, işte durum ortadaydı. Biz,  anne babaların çocuğa sürekli “sus” diyerek. Aman ayıp olmasın, aman günah olmasın diyerek büyütmeye çalıştığımız, sözde onları koruyoruz sandığımız oysa kafasına bastıra bastıra sindirdiğimiz çocuklarımız geldi gözümün önüne. Susturulan, konuşmasına izin verilmeyen, kendini ifade etmesine fırsat tanınmayan, sınav odaklı test ve tost çocuklarımız. Acınası halleri, onlara doğru kavramlarla öğretemediğimizde, sindirdiğimizde ortaya çıkabilecek sonuçlar geldi geçti hafızamdan.
Beraber çıkarken dışarıya, neşesi yerine gelmiş kendini güvende hissetmişti. Zira kalbine mukabil bir kalp bulmuş, kendini ifade edebilmişti.
İletişim dedim iyileştiren iletişim. Gözümdeki damlayı görmesin diye karşı dağlara bakar gibi yaparken, bir çocuk yetiştirmenin sırrına erebilmeyi istedim, tüm ebeveynler için… Biz büyükler nerede hata yaptık ki çocuklarımız başlarına kötü bir şey gelse bile söylemekten çekinir oldu? Annemler bana inanmaz ki diye düşünür oldu?
Zira onlar masumdu hem de çok masum…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir