Blog
    Acı

    Acı

    Geçen hafta ders çalışırken şöyle bir not yazmışım defterime. Bir boş defter al, ona en değer verdiğin kişinin adını yaz. Kağıdın arkasını çevir. Ve o kişinin yoğun bakımda olduğunu düşün. Doktor ümidin olmadığını söyledi, aileni hazırla dedi. Ne düşünürsün? Ve o defteri at dediler, atar mısın? Atarsan o kişi de gider… Ve bu hafta Perşembe günü öğrendi ki bu çok sinsi giden hastalık, sevgili anneciğimi de hedef almış meğer. O şimdi Perşembe gününden itibaren yoğun bakımda ve makineye bağlı. Bursa Bartın yolu nasıl geçti bilemedim. Yola nasıl çıktım, ne yaptım, nasıl geldim. Dünyayı esir alan bu virüs şimdi de tüm ailemi almış ve en çok da en sevdiğim etkilenmiş. Hem de sinsice her yeri sarmış. Bir hekimsiniz ama ailenize uzaktayken yetemiyorsunuz. Herkese destek olmaya çalışırken ve uzaktayken anneciğine elini uzatamıyorsun. Acıların en şiddetlisini yaşıyorsun. İnsan işte. İnsan değerleri için yaşar. Sever, sayar, sarar sarmalar. Acı da duyar, hüzün de, sevinç de. Yoğun bakım kapılarında beklerken düşünür. Gözünün önünden film gibi geçer gider hayatı. Sevdikleri gelir tek tek. Babam da hastanede, o hep ağlıyor, durumu daha iyi ama anneciğimi soruyor. Susuyorsun. Yutkunuyorsun. Dua et baba lütfen diyorsun. Ümit çok az diyemiyorsun. Doktorsun ya. Ağlayamazsın. Abin evde ağlar, dayanamaz, hastadır, yine susarsın. İçine atar, onların tahlillerine bakarsın. Yutkunursun tekrar. Kardeşin ve eşi de hastadır. Evden çıkamaz kimse. Sen izole edip kendini yoğun bakım yoluna gidersin. Aslında hiç de araba kullanmayı sevmezsin ama senden başkası da yoktur işte. Yapmalısın, dik durmalı ve izlemelisin.

    Anneciğinin yanına tulumları giyip girersin ve dehşeti görürsün. Yoğun bakım, korona ve çaresiz bekleyiş. Elinden geleni yapıp gerisi hastanın bünyesine ve de yaradana kalmış diyen, susan doktorları görürsün. İçerideyken kapı önündeyken, manzarayı görürken düşünürsün. Hastalık yok bu yalan diyen, insanları yanlış yönlendiren, bilimi, virüsü hiç bilmediği halde ahkam kesen insanları düşünürsün. Nasıl bu vebalin altından kalkacaklar diye…

    Babanın penceresinin altına gidip uzaktan bakarken, yan pencereden bir amcacığın çıkıp da; ah be kızım ikinci doz aşımı olmadan yakalandım bu merete. Aşı olmayın diyenler, maske takmayın diyenlere gelmez mi ki bu hastalık demez mi. Ah be amcacığım dedim içimden, bu öyle büyük bir vebal ki altından kalkamazlar. Kalkamasınlar da zaten. Öyle medyatik olup da hastalığın olmadığını söyleyenlerin hiçbiri eminim ki o yoğun bakıma, o korona servisine tulumları giyip de girmemiştir. Uzaktan davulun sesi hoş gelir ya. Acı da düştüğü yeri yakar  ya… Öyle bir hastalık ki, bazen hiç belli olmuyor. Sessizce ilerliyor. Bu hafta öğrendiğim şeylerden biri de bu oldu. Zaten hep söylüyorduk ama demek ki ben bile bu kadar ciddi olabileceğini tasavvur edememişim. Her nezle olan, grip belirtileri gösteren, sırtım ağrıyor cereyana tutuldum diyen dikkatli olup hem kendini hem de çevresini iyi izleyecek. Korkmadan. Bakacak. Farklı bir sendrom hissederse teste gidecek. Tahlil yaptıracak. Ciğerine bakılacak. Bunların hepsi sırayla duruma göre olacak. Ama korkuya yer yok. Paniklemeden tedbirini alacak. Ve tabi ki maske, mesafe mutlaka ve en önemlisi de tabi ki hijyen…

    Şu anda bu yazıyı yazarken, zaten yanan içimin ateşi hepten harladı. Acı hem de çok acı. Bu süreç, belirsizlik, hastane yolları ve acımasız virüs. İçimden öyle diliyorum ki, benim ki de dahil tüm hastalar şifa bulsun. Aileler kırılmasın, insanlar perişan olmasın, ölümler bu kadar zirve yapmasın… Evde, hastanede o içi yakan bekleyiş son bulsun. İnsanımız daha duyarlı olsun. İşin ehli olanlar bilgi versin. Bilgi kirliliği sonunda aşı yaptırmaktan vazgeçmesin insanlar. Anneciğim de dahil tüm hastalara şifa diliyorum.

    Hepimizin müjdeli haberleri olsun duasıyla…

    Bir yanıt yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir