Blog
    Bu kızı tanımıyorum artık

    Bu kızı tanımıyorum artık

    Annesi pür telaş içeri girdi. “Doktor hanım, ben bu kızı tanıyamıyorum artık.

    Lütfen bize yardım edin. Öfkeden patlamak üzereyim. Benim sevimli, cana yakın, söz dinler kızım gitti yerine bu canavar ruhlu çocuk geldi.

    Bakın şunun giydiğine. Sanki kumaş kalmamış da pantolonu yarım bırakmışlar gibi. Bizim zamanımızda elbisenin bir yeri yırtılınca utanırdık, dikerdik. Şimdi her tarafı delik deşik pantolonlar giyiyorlar. Fakir fukara giymez bunun giydiğini. Rezil etti beni ele güne karşı…”

    Annenin ardından gelen  kızı, 17 yaşlarında görünüyordu. Saçları maviydi. Ciddi  bir makyaj yapmıştı. Onu  eleştirenlere karşı olan isyanını gözlerini koyu hem de çok koyu bir şekilde boyayıp ortaya çıkararak  göstermişti.

    Beni de duyun, ben de bir bireyim. Benim de söz hakkım var. Ne istediğimi sorun bana. Ben sizin robotunuz değilim. İnsanım diyordu bariz bir şekilde.

    Anne şu anda ve eminim ki son zamanlarda çocuğunu hiç anlayamıyordu. Çünkü aynı pencerenin önünde değillerdi onlar. Karşı taraftan saldırıyorlardı. Oysa kızı  söz dinlerdi hep susar anne ne derse onu yapardı bir zamanlar. Şimdiki bu çocuk ise  asiydi. Aykırıydı. Her şeye hayır diyordu. İtiraz ediyordu. Bu da yetmezmiş gibi kafasını da örtmek istemiyordu. Geçen yıl kendisi başını örtmüştü. Şimdi de açmıştı. Oysa anne kızının başını açmasını da istemiyordu. Nasıl olurdu ki bu? Elalem ne derdi. Kime nasıl açıklama yapacaklardı ki. Girayların küçük kızı yırtık pantolonla dolaşıyor, aşırı makyaj yapıyor, sigara içiyor ve başını da örtmüyordu. Ne ayıptı.

    Oysa size neydi. Kime neydi. Herkes önündeki yemeğini yesindi önce. Herkes kendi çocuğuna, ailesine baksındı. Kimsenin kimseyi kınayacak durumu yoktu oysaki. Hele de şu devirde.

    Akran zorbalığı, akraba zorbalığı, çevre baskısı, anne baba mükemmelliyetçiliği derken ne yapacaklardı bu çocuklar.

    Belli ki kendini kanıtlanmaya çalışan bir birey vardı ortada. Anne ne derse tersini yapacaktı bir müddet. Deneyecekti, deneyimleyecekti. İsyanını her türlü dile getirecekti.

    Eleştirinin dozu kaçınca artık kendini toparlayamaz olmuştu anlaşılan. Oysa ki o da korkuyordu bazı şeylerden ama yapıyordu da. Kim bilir belki de intikam alıyordu anne babadan, insanlardan.

    Allah seni cezalandırır demişlerdi ona gittiği okulda. Çarpılacaksın. Başını sakın açma. Sakın erkeklere bakma, onlarla konuşma. Kim demişti? Arkadaşları, yaşıtları ve maalesef ki bazen de yetişkinler.

    Hadi çocukları anlarız da o yetişkinlerin can acıtıcı diline ne demeliyiz. Dinimiz korkutan bir din değilken sen çocuğa bu şekilde söylersen, Allah’ı cezalandırıcı olarak tanıtırsan o çocuk aklıyla ve kalbiyle korkar tabi ki. Korkar ve kaçar. Ne yapar bilir misin.

    Önce tamam der her şeye. Susar. Bana kızmasınlar diye susar. Ve hatta bu hastamın da itiraf ettikleri bir durum var ki içler acısıdır. İçine düştüğümüz durumun vahametini belki de ne güzel anlatır. “Hocam, herkes beni namaz kılarken görürdü oysa ben numara yapardım. Sadece bana kötü söz söylemesinler diye yatıp kalkardım. Onlara İnat yapardım ama. Kılmak istesem bile inadımdan kılmazdım. Sonra da günah işledim diye korkardım. Yanacaktım nasıl olsa o zaman başımın da örtülü olmasına hiç gerek yoktu. Zaten çok günahkardım. Bari bu dünyada hayatın tadını çıkarayım derdim. Artık hiçbir şeye inanmak istemiyorum. Hatta öyle anlar geliyor ki acaba Allah var mı diye soruyorum. Belki de yoktur diyorum kendime. Olsaydı beni koruması gerekirdi. Arkadaşlarım çok kötü davranıyordu bana. Hep eziyorlardı. Ezik ezik diye alay ediyorlardı. İşte o zamanlarda tuvalete kaçar saklanırdım. Ders zili çalıncaya kadar da kolumu hiç durmadan kaşır ve kanatırdım. Tırnaklarımla kaşırdım sürekli. Hatta bazen de üzerine kolonya dökerdim ki o acı bana garip bir haz versin.”

    Benzer sözler ve hayat hikayesiyle geliyordu bu çocuklar bana.

    İşte şimdiki genç kız da bunlara benzer şeyler anlatmıştı ve hatta eklemişti. Ölmek istiyorum ve zaman zaman da deniyorum.

     İçim yansa da tedaviye ve terapiye başlıyoruz hemen.

    Bu çocuklarda öfke kontrolünde akupunktur tedavisi ve konuşma terapisi çok iyi geliyordu.

    Lakin burada da olduğu gibi önce annesini de tedaviye dahil etmemiz gerekiyordu ki şu acımasız dili kullanmayı bıraksın. Kıyasıya eleştiren bir ebeveyn sonunda karşısında kaygıyla yüklü bir evlat  bulur.

       Ağzımızdan çıkana dikkat edebilmek dileğiyle…

    Bir yanıt yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir