
Mükemmel olmak zorunda mıyım? (2)
Ağlamaya başlayan Eda, özür dilerim dedi ve yerine oturdu.
İçi burkuldu Latif Öğretenin. İşte anne kurbanları. İşte hırs kurbanları. İşte robotik çocuklar yetiştirmek isteyen anne babaların eserleri. Çocuğum iyi not alsın da ruhu ne olursa olsun önemli değil diyen zihniyet. Çocuğu sanki bir kafese kapatılmış, hamster gibi koşturmaya iten güçler bunlar. Hani o tekerleği çevirir de çevirir hamster ama hep aynı yerinde döner durur ya. Hiç hedefine ulaşamaz fakat hep koşar… Ne zaman bu hale geldi ki anneler babalar, çocuk yetiştirenler…
Ne zaman eleştirinin dozu bu kadar yükseldi. Ne zamandır aileler gözden çıkardı çocuklarını. Hiç çocuk olmadı mı büyükler. Hiç hata yapmadı mı?
Döndü küçük kıza. “Olur mu öyle şey” dedi. “Sen gayet başarılı, verilen sorumluluklarını yerine getiren bir öğrencisin. Evet bazen her derse tam olarak kafamızı veremeyebiliriz. Ama eğer o derse darılmaz, onu anlamaya çalışırsak kendimizi geliştirebiliriz. İnsanlar hata yapabilir. Belki tam not alamayız önceleri. Ama üzerinde çalışırsan ve dikkatli olursan eğer başaracağını düşünüyorum. Bu arada senin Türkçe dersine daha çok severek çalıştığını ve ona daha çok yakın olduğunu görüyorum. Bu da gayet de normal bir durum. Çünkü insanlar farklı farklıdır. Hepimizin ilgi alanı aynı olmak zorunda değil. Bunu sizinle daha önce de konuştuk. Bir toplumda ne kadar çok insan varsa o kadar da çok farklı özellikler vardır. Herkes matematiği çok iyi yapmak durumunda değil. İlgi alanımıza göre meslek seçimini yaparız biliyorsun. Ve bu nedenden ötürü de kimse bir diğerinden kötü ya da iyi diye etiketlenemez. Önemli olan iyi insan olabilmektir. Gerisi gelecektir çocuklar unutmayın.”
Çocuklar pür dikkat dinliyordu. Devam etti Latif Öğretmen;
“Ve insan hata da yapar. İnsan mükemmel olamaz. Sizin dediğiniz gibi tam da olmaz. Her şeyi tam da yapamaz. Bizler makine değiliz. Robot hiç değiliz. Ve büyükler sizden mükemmel olmanızı isteyemezler. Çünkü onlar da bir zamanlar çocuktu. Onların da yapamadığı birçok şey vardı. Unutmayın.”
-Ama öğretmenim diye cılız bir ses duyuldu sınıftan. Ayşe gözlerinde yaş öğretmenine bakıyordu.
-Evet Ayşe, söyle bakalım. Sen neden üzüldün?
-Ben annemin sevgisini ancak mükemmel olursam kazanırım. Ama yapamıyorum. Çoğu şeyi tam yapamıyorum. Tamam, annem bana kızmıyor ama ben anlıyorum. Bana sarılmıyor da. Aferin de demiyor zaten. O benim yaşımdayken sınıf birincisiymiş. Hep bundan bahsediyor. Aldığım notlara hiç sevinmiyor. Yüzü hep asık. Ben mükemmel olmam gerektiğini düşünüyorum hep. İyi olmalıyım. Çok çalışmalıyım. Yüksek not almalıyım. Her kesi geçmeliyim. Yoksa annemin sevgisini kazanamayacağım. O hep bana aptalmışım gibi bakacak. Beni sevmiyor diye düşünüyorum. Hep aklımda bir soru var; annem ne ister. Nasıl davranayım. Onu nasıl mutlu ederim. Ama cevabı bulamıyorum. Çünkü ben çocuğum… Annemin dediği kişi olmaya çalışıyorum. İşte o zaman belki mükemmel olurum öğretmenim, belki annemin sevgisini kazanırım…Ama mükemmel olamıyorum ki…
-Ama Ayşecim. Eğer sen annenin dediği olmaya çalışırsan kendin olmayı ertelersin. Bu seni yormaz mı? Bunun da doğru olduğunu düşünmüyorum. Dedi öğretmeni ve ders zili çaldı…
O gün daha çok şey konuşuldu. Çok ağladı çocuklar. Latif Öğretmen çocukların aileler ile olan gizli savaşına tanık oldu. 20 küçük insan hepsi de bu konuda dertliydi sanki. Çok konuştular. Ara sıra ağladılar. Bazen de güldüler. Çocuktu onlar. Hatta anne babası çok kötü davrandığı için derslerini yapmayı bırakanlar bile ortaya çıktı. İtiraf ettiler. Ve itiraf ettikleri için de rahatladılar…O gün sınıf terapi odası gibiydi.
Öğretmenlerinin onları anladığını bilmek iyi geldi hepsine de. Akşam evde bu konuyu ailelerine de açacaklarına söz vererek dersi bitirdiler.
Öğretmen biliyordu ki bu ders bu kadarla olamazdı. Ömür boyu sürecek bir yanlışın eşiğinden dönülmeliydi. Aileler bunu çok yapar olmuştu. Artık farkındalık zamanı diye düşündü öğretmen.
Çocuktu onlar. Henüz 13 yaşındaydılar. Masumdular. Sevgi dolu olması gereken çocuklar, bu güzel yürekliler mutsuzdu. Hatta en iyisi diye düşündüğü bile “içimdeki boşluğu söküp atamıyorum öğretmenim demişti.” Annem hep bana kilo alacaksın, şişmansın, az ye, tıkınma diyor. Oysa kendi çok yiyor. Ben de o görmeden gizli gizli yiyorum. Belki içimdeki o garip boşluk gider diye…
Latif Öğretmen hemen ders sonrası velilere tek tek yazdı. Onları okula davet etti. Önümüzdeki günler de çok işim var dedi kendine. Bir doktor arkadaşını da aradı. Sınıftaki durumdan bahsetti. Aileleri terapi için ona göndereceğini söyledi. Çünkü gelecek olan neslimiz, bizim çocuklarımız mükemmeliyetçilik kişilik geliştirme konusunda potansiyel bir tehlikeydi…
Çünkü; aileler baskı kuruyor, kontrol ediyor, çocuklarını kıyasıya eleştiriyordu.
Ertesi gün önce Ayşe’nin annesini telefonla aradı ve doktor arkadaşına Ayşe ile beraber gitmesini rica etti. Ayşe de son zamanlarda bir durgunluk olduğunu söyledi.
Annesi ve Ayşe o gün doktor hanımın yanındaydı. Çünkü Zeynep Hanım çok dikkatli bir anneydi. Kızı hakkında öğretmeninin söylediği tek bir kelime bile onun için çok önemliydi. Telaşlı bir yapısı ve kontrolcü bir kişiliği vardı onun.
Doktor hanım dedi acil, telaşlı, kaygılıydı. Öğretmenimiz bizde bir sorun olduğunu söyledi. Son zamanlarda dalıp dalıp gidiyoruz, ödevlerimizi zamanında yapamıyoruz, odamız çok dağınık, notlarımız çok düştü, çok da suskunuz…
Doktor hanım dikkatliydi. Alışkındı bu tarz annelere. Bu tarz konuşmalara. Sanki ikisi bir kişiymiş gibi kızının yerine konuşup da; biz şöyle düşünüyoruz, biz meyve çok sevmeyiz, başımız ağrıyor, çok üşürüz diyen annelere…
Zeynep Hanım lütfen önce rahatlayın. Sakin olun ve bana neden geldiğinizi öylece anlatın. Ama önce şunu belirtmeme izin verin. Çocuklarımız sanki bizmişiz gibi konuşmayalım. Yani başı ağrıyan Ayşe ise eğer onun başı ağrıyor diyelim. Dersini çalışmayan da Ayşe olduğuna göre, ders çalışmayı şu günlerde tercih etmiyor diyelim. Zaten de birazdan sizi diğer odaya alacağız. Ayşe ile yalnız konuşmak isterim. Zira kızınız kendini ifade edebilir diye düşünüyorum.
Çocuklara hiç kendi olma fırsatı vermeyen anne konuşmasıydı bunlar. Neyse ki Zeynep Hanım hemen anladı doktorun ne demek istediğini. Rahatladı ve sakince anlattı.
Birazdan annesi dışarı çıktı. Ayşe’ye baktı doktor. Annesi konuşurken hep onun yüzüne bakmıştı. Dinlemişti. Suskundu.
Şimdi ise gülümsedi küçük kız doktora. Teşekkür ederim dedi. Beni de yalnız dinlemek istediğiniz için.
Nasılsın Ayşe? Neden bana gelmek istedin, hayatında seni zorlayan bir şeyler mi var?
Derin bir oh çekti küçük kız. Evet dedi. Annem. Annem beni mahvetti. Ondan korkuyorum. Onu üzmekten korkuyorum. Son zamanlarda hep bunu düşünüyorum. Nasıl onun beni seveceğini düşünüyorum. Onu anlamaya çalışıyorum. Notlarım düşük olduğunda yüzünün asılmamasını istiyorum. Hep çevremde dolaşıyor. Nefes alamıyorum. Boğuluyor muşum gibi hissediyorum. Kendim olacak alanım yok. Benim hep mükemmel olmamı istiyor hep konuşuyor. İyi bir şey yaptığımda onu görsün istiyorum. Oysa o eksik olanı görüp bana yine kızıyor. Mükemmel olacaksın diyor ama beni hiç beğenmiyor. Ne yaparsam yapayım hiç memnun olmuyor. Ben de daha fazlasına kendimi zorluyorum. Ama yapamıyorum. Ne yaparsam yapayım onun istediği gibi olamam biliyorum. Sanki hiç çaresi yokmuş gibi geliyor.
İçimde boşluk var. Giderek büyüyor. Boşluk beni yutacak zannediyorum. Bunu ona söyleyemem. Kızar. Bağırır bana. Surat asar. Küser. Birkaç gün konuşmaz bile. Annem beni ne kadar uyarsa o kadar hata yapıyorum ki asla mükemmel olamayacakmışım gibi geliyor bana. (Devamı yarın)