
Senin yerin burası değil
Bize insanlar gelir ve der ki; o kadar çok eşimi de çocuğumu da seviyorum ama bazen hiç anlamadığım şekilde hırçınlaşıyorum. Çocuğuma hunharca bağırıyorum, bir yandan da benden daha sakin olan eşime sinirleniyorum. Sen nasıl bir insansın, sen ne biçim bir babasın, bencilsin, umursamazsın, zaten benim için ne yaptın ki?
Sonra çok geçmiyor, bir yarım saat içinde döküp kırdığım aileme bakıyorum. Bir odada ağlarken buluyorum kendimi. Çocuğum yanıma geliyor, henüz 6 yaşında bir kız oysa ki. Beni sakinleştirmeye çalışıyor. Sarılıyor bana. Birazdan elinde en sevdiğim kahve fincanında eşim geliyor odaya. Sessiz ama kırgın biliyorum, onu görüyorum. Ve usulca bırakıyor kahveyi masama. Tabi bu beni daha da üzüyor, ben kimim, bu kadar iyi bir eş verdi Allah’ım bana, bu kadar narin bir evlat verdi. Ve ben onları kırıp geçirirken ne yaptığımın farkında değilim.
Sonra çok geçmiyor aklım başıma geliyor fakat kırılan kırılmış bir kere.
Çünkü çok kırdım, çünkü hiç ağzıma yakışmayan kelimeler kullandım.
Bağırdım, çağırdım, neden bunu yaptım?
Psikiystriste gitim, öfke kontrolü için ve uykum için düşük bir miktarda ilaç tedavisi verdi. Ve terapi tavsiye etti. Ben kimim? İçime bir şey mi kaçtı? Korkuyorum.
Bir kaç kere sizin tasvip etmediğiniz yerlere gidip, teta healing seansları aldım. Bilinçaltı temizliği ile ilgili seanslar aldım. Rezonans dediler onu da aldım. Aile dizilimi tavsiye ettiler onu da yaptırdım.
Bunlara çok para döktüm.
Psikiyatriste hem gittim hem de bunlara gittim. Ama hiçbir değişiklik olmadı.
Haplar sayesinde daha durgun bir haldeyim. Susuyorum ama yine de üç ayda bir çıldırmak üzere oluyorum. Kafamda bir sürü ses…
Susmuyor, ben deli miyim dedim doktora, değilsin dedi ama açıklama da yapmadı.
Korkuyorum hem de çok korkuyorum.
Bu durumun adı nedir ki, ne yapabilirim, iyileşmek için.
Tükendim artık, bittim…
Şöyle düşünün dedim. 33 yaşındaki hastama. Bir bina düşünün. 7 kat olsun. Ve alt katı da bodrum olsun. Dışarıdan bakılınca çok güzel, çok süslü, çok ışıltılı bir bina, sadece alt kat Bodrum katta ışık yok. Kapısı tuhaf şekilde korkutucu geliyor İnsana.
Alt katlardan başlayarak üste doğru hep size benzeyen kişiler var, onları yanına gidin, bakın ki en alttaki en huzursuz. Ama onun altındaki bodrumda oturan kişi karanlıkta oturuyor, bağırıyor, çağırıyor, değerlerinize uygun olmayan hareketler yapıyor. Yüzünden düşen bin bir parça, suratı asık, huzursuz belli. Üste çıkmak istiyorum diyor içinden. Oralar sanki daha parlak, ışık var oralarda. Bir üst katta eş olan siz varsınız, hem de işinizi yapmaya çalışıyorsunuz. Gerginsiniz ama bodrumdan iyi burası. Daha üst katlar annesiniz, evlatsınız, bazen aydınlık çok oluyor. Bodrum kat ile arasındaki tezata inanamıyorsunuz. Aydınlık katlar 7 e çıktıkça daha da bir huzur doluyor.
Ve en üst katlarda bulutlar arasındaki katlarda kendini ibadete vermiş, secdede dua halinde sizi görüyorsunuz. Işık ve güzellik anlatılmaz, ve siz size gülümsüyorsunuz. İçinizde büyük bir huzur, onu kucaklamak istiyorsunuz. Ve soruyorsunuz. Daha önceleri neredeydin?
-Ben zaten hep seninleydim diyor. Hafifçe gülümseyerek.
Bu binadaki tablo bizim Nefs mertebeleri arasındaki ilişkimiz.
Tam da buna benzer. Ve her bir alt katman üst katmana çıkabilmek için çırpınır durur.
Psikolojik açıdan bakılırsa, her kattaki biz, bir alt kişiliğimize, sahnede oynadığımız rolümüze tekabül eder. Ve her rol içinde, ta derininde bir parça huzursuzluk ve tatminsizlik içerir. Kişi istemediği işleri yapar, ve bir üst kata çıkmak mümkün olmazsa içinde bulunmakta olduğumuz kat ne kadar iyi döşenmiş olursa olsun, şartları ne kadar ideal görünse de huzur giderek kaybolurken, gizli bir çağrı kulağımıza “ Senin yerin burası değil” diye fısıldar.
Bundan nasıl kurtulur insan derseniz, çözüm yine sizin bizim hepimizin, insan olanın içinde derim. Hepimizin kulağına bu ifade fısıldanır çünkü.
Senin yerin burası değil…
Bayramınız mübarek olsun…