Uncategorized
    Havalar soğuyor, tahin pekmeze rağbet artıyor

    Havalar soğuyor, tahin pekmeze rağbet artıyor

    Bir yandan da kekik, ada çayı, nane limon kabuğu. Arada bir zencefilli bal, karanfil çayı derken yine geldik kendini hissettiren sonbahara. Hem hüzün çağrıştıran bir aydır hem de aslında eve bir şeylerin daha çok yapıldığı aylardandır Ekim ayı.

    Ne alaka, hep eylülü yazarlar, işte sonbahar geldi hüzünlendim ben yine diye. Oysa Ekim de bir sonbahar ve tam da turşuların, sirkelerin, salça ve sos yapımının devam ettiği, kestanenin daha çok boy gösterdiği bir aydır.
    Ama insan bakınca ya da başka bir tabirle bakmayı bilince, bakabilmeyi idrak edince her ay güzeldir. Her ay bize kendinden getirdiklerini, dünyanın hiç de öyle tembellik yapılacak bir mekan olmadığını hatırlatır durur. Öyle ama bazen insan sıkılır, bazen insan yorulur, bazen hiçbir şey yapmadan sadece kendini dinlemek, kendini duymak, kendi hatırını sormak ister. İşte bu zamanlar aslında fark edişlerimizin daha iyi olduğu anlara da rastlayabilir. Gayet de normaldir aslında. Yorulmak da insanca bir haslettir, can sıkıntısı da, iç kararması da. Önemli olan, bu durumları bizi iyice yoracak raddeye getirmeden yaşayıp çıkabilmektir. Kolay mı? Bazen kolay bazen de biraz zahmetli ama yapılamaz değil. Biz insanoğlunun elinden, dilinden, gözünden bir şey kaçması mümkün değil aslında. Çünkü mükemmel tasarlanmış bir organizma, eşrefin üstünü, yaratılanın en iyisi olan insanda o kapasite var zaten. Bize kalan birazcık gayret ve ümit. Ümidini yitirmemek çok değerli bu durumda.
    Bazen gelen hastalarımızda fark ediyor ve büyük acılar hissediyoruz. Büyük teyzem ya da amcam bir şekilde darıldığı oğluna ya da kızına öyle içerliyor ki yaşamdan, yaşamaktan vazgeçiyor. Bakıyorsun biyokimya iyi, vücut iyi, kafa da iyi aslında, ama ümit yok. Müthiş gücenmişlik var ve ardından gelen kendini bırakmışlık. Fark ettiğimiz andan itibaren bizi de sarmaya başlayan o öte alemin kokusu kendini her demde hissettirir. Ne acıdır ki, insan olmanın verdiği acı da çok şiddetli hissedilir bu zamanlarda. Elinden geleni yaparsın ama kendini kapatan bir insana sadece son zamanlarında eşlik ettiğini de bilirsin. Susarsın, gözlersin, yaşama sevincini diri tutmak için elinden geleni, aklına her eseni koyarsın ortaya da, o gücenmişlik hissini, o içsel kırgınlığı çözemezsen en erken vakitte gözü sana bakarken, gönlü ağlarken, gözü her an yaşlıyken uğurlarsın o teyzeciğini, belki de amcacım dediğini.
    Ve her insanın bir anlam arayışı olduğunu anlayıverirsin işte öyle zamanlarda. Belki de bir Ekim ayında… Her şeyin boş hem de sonuna dek bom boş olduğunu gördüğünde,  insanın en son yolculuğuna en sevdiğim dediğiyle imtihan yaşamış olarak gittiğini fark ettiğinde aklına gelir,  Yüce Yaradanın, bize  evlatlarınızla, malınızla imtihan yapılacaksınız haberini verdiğini. Heyhat… işte tam da böylesi bir Ekim ayında; İçimden bir nida sesleniyor ötelere;
    ‘Yerinde rahat uyu Raziye Teyzem.’diye…

    Bir yanıt yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir