
Olmaz olsun senin gibi kocaaaa…
Öylesine tiz bir ses yankılandı alışveriş merkezinde. İster istemez sıçradım olduğum yerde, çocuğumu kenara çektim. Ola ki sesin sahibi eline geçeni fırlatırsa diye.
Biraz ileride, spor mağazası önünde, iki çocuklu bir aile. Bağıran kadın, ağlayan iki kız ve elini yumruk yapmış, önüne bakan eş. Belli ki merkezdeki ışıklar, manyetik alan bu sefer de bu aileyi etkilemişti. Dikkat ederseniz, bu tarz büyük alışveriş merkezlerinde aileler, eşler, çocuklar, sevenler genelde streslidir ve kavga etmeye meyillidir. Ortam hazırdır zira, arka planda çalan alışveriş yapmaya zorlayan müziğin etkisi, ayağını yorganına göre uzatmaya çalışan insanlar ve spot ışıklar…
Bu tablo, beni nedendir bilinmez maziye, taa, tıp fakültesi altıncı sınıfa götürdü. Tezat bir tabloya bakarken buldum kendimi.
Gül hatuna ve bacakları olmayan, ellerine ayakkabı takıp yürüyen eşini aradı gözlerim mazide…
Gül Hatun’un bel fıtığı vardı. Eşiyle gelmişti bir gece, hem de şiddetli ağrıyla. Öyle ki, yılların biriktirdiği sanki belinde toplanmıştı. Sanki kamburu belindeydi onun. Ama hiç şikayeti yoktu, “İyiyim.” demişti, “İyi olmalıyım, benden başkası yok ki Mehmet’imin. Çok sevdim, neyini sevdin desen bana, gönlünü derim sana kızım. Çok sevdim hem de, işte onun için de iyi olurum ben, yine taşırım sırtımda onu, çocuklar şehirde, kendi alemlerinde. İkimiz bir başız biz, şimdiye dek Allah’ım kimseye muhtaç etmedi bizi çok şükür, yine etmez bilirim ben.”işte böyle tanımıştım o aileyi de. Bir gece yarısı. Ne mi olmuştu ona? İyileşti, şifa buldu. Giderken hastaneden ardından bakakaldım bende. Yerde eline ayakkabı takmış olan Mehmet, onun yanında sanki yürüdüğü için, sevdiği yerde elinde ayakkabıyla giderken, vicdan azabı duyarcasına, hafif sola eğik yürüyen Gül Hatun. İroniydi bu yaşadıkları ama gündüz kadar gerçekti. “Güle güle gidin.” dedim onlara yürekten, söyleyemediklerimi de yutkunarak. Düğümlenen boğazım mıydı o an bilemiyorum ama gözümdeki bir damla yaşı hala hatırlıyorum. Yolunuz açık olsun sevdalı yürekler, sevginiz daim olsun. Her şeyi varken şımarıklık edenlere, geçinemeyenlere mesel olsun sevginiz…
İşte o zaman, gözümde yaşla uğurlamıştım onları. Ve hala nerede bir karı koca kavgası görsem, aklıma gelirler. Sevgileri….
“Sevdim”, “Yandım” diyerek evlenip, ufacık bir dalgada alabora olan kayıklar gibi, dağılan yuvalara örnek olsun sevginiz…
Para için, koltuk için, makam mevki için, lüks içinde yaşarken daha da fazlası için, “Beni bırakıp bir olmak için” girdikleri yolda eşini bırakanlar için, kadın olsun erkek olsun örnek teşkil etsin sevginiz…
“Cevizin kabuğunu kırıp özüne inmeyen, cevizin hepsini kabuk sanır.” diyen Gazali ne anlatmak ister bize?
Sevgi insan olmaktır, oysa bizler kovduk sevgiyi hayatımızdan. Yerine belki parayı belki de üstün olmayı koyduk. Üstün olmak için yaşarken bir başkasının aşağı olmasına çalışıyor muyuz acaba?
Düşünüyorum da sevgin olmadıktan sonra, paran da olsa üstün de olsan insanoğlu, aslında hiçbir şeyin yok…
Selam olsun sevenlere, selam olsun yaşama hakkını kabul edip değer verenlere,
Selam olsun Yaradan’dan ötürü yaratılanı sevenlere.
Selam olsun Gül Hatun misali sevenlere…