
İtaatkar çocuk olmalısın
Bir ebeveyn düşünün. Şöyle desin çocuğuna; “Tatlım, büyüdüğünde kendine güvenen, bağımsız ve irade sahibi biri olmanı istiyorum. Ama çocukken pasif, uysal ve itaatkar olmalısın…”
Şimdi ne bu? Dediğinizi duyar gibiyim. Şöyle ki, bu büyürken genelde çocuklarımıza fark ederek ya da fark etmeden beden diliyle söylediğimiz ifadeler.
Yooo, hayır ben kesinlikle söylemedim demeyin. Çünkü illa ki bir yandan çok iyi büyüteceğim çocuğumu derken, gafil avlanıyoruz. Çünkü insanız. Anne, baba, dede, anneanne, amca, dayı, öğretmen… Büyükler, yetişkinler ya da adına yetişkin dediğimiz içinde minik çocuk barındıranlar…
Aslında büyümüş ama küçük kalmışlar. Bastırılmış duyguları had safhada olanlar ya da çok az olanlar.
İnsanlar kısaca.
Öyle şeyler isteriz ki çocuktan, tam olarak büyük gibi davransın. Yaşına bakmadan, ne düşündüğünü anlamadan, çocuk kazara tabak kırsa surat asabilirsin ama unutma sen de en alasını kırabilirsin. Bazen “Sen sus, anlamazsın çocuksun” dersin, bazen de “Kocaman oldun nasıl bunu yaparsın” gibilerden bakarsın.
Ruh haline göre, yorgunluk durumuna göre, sıkkınlık durumuna göre şekil alırsın. İyi de onun çocuk olduğunu unutup, kendin çocukken bastırıldığın konularda ona da baskı yaptığını ne zaman anlayacaksın?
Hep boyun eğsin, hiç itiraz etmesin, cevap vermesin, sana karşı duygularını ifade etmesin, konuşmasın, ne denirse onu mu yapsın istiyorsun? Sordun mu kendine hiç? Çocuk mu robot mu tercih edersin? Yok mu böylesi çocuklar? Var. Annesi babası ne derse onu yapar, öyle görünür, belli zaman susar. Herkes tarafından çok uysal, efendi, hanım hanımcık diye etiketlenir. Gerçek öyle midir peki? Değildir elbette. Sorun çıkarmayan hele de hiç itiraz etmeyen, itaatkar olan çocukta bir sıkıntı var olabilir. Bu konuda dikkatli olmanızı tavsiye ederim.
Evet çocuk annesi üzülmesin diye belli zaman onlar nasıl isterse öyle davranabilir. Susar, yutar, yutkunur. Büyümüştür sanki, öyle görünür. Taşkınlık yapmaz, karşılık vermez, sadece bakar ve susar. Ne zamana kadar? Onun dayanma kapasitesi vardır. Ya da beklediği bir zaman. Evden çekip gidip üniversiteyi kazanmayı hayal edebilir, ya da erkenden ortaokulda ailesinin yanından gitmeyi hayal edebilir. Özgür olmayı, kendi olmayı, kendi gibi davranacağı zamanı ve mekanı bekler.
Ve inanın o zaman gelir de. Bu şekilde bastırılan çocuklar ergenliğe adım atarken rengini verir. Ya da çok iyi rol yapıyorsa üniversite çağına gelince işler değişir. Ebeveyn onu tanıyamıyorum der. Ne oldu buna diye sorar. Ne kadar baskı vardıysa o kadar tepki gelebilir. Belki öfke patlamaları yaşanır zaman zaman. Zira yıllarca içinde biriktirdiğinin çıkması gerekmektedir artık.
Bu zor bir durumdur takdir edersiniz. Ve aslında hiçbir aile böyle bir durumla karşılaşmak için çocuk büyütmez, iyi olsun, en iyisi olsun, ahlaki ve vicdani özellikleri tam sağlam olsun ister. Ama beden diliyle, bazen hal diliyle, sivri diliyle, bağırarak çağırarak sindirmeye çalıştığı çocuğunu ne hale getirdiğini gördüğü anda gerçek şok yaşar.
Zira ağzımızdaki dil, en iyiyi de söyler, en kötüsünü de. Kalbi paramparça eder, yuvaları dağıtır, insanları birbirine düşürür. Ya da nitelikli iletişimle harika sonuçlar doğmasına sebep olur.
Onun için büyükler konuşmadan önce çok iyi düşün diye boşuna dememişler.
Bu konuda farkındalığımız oluşursa ne dediğimize, nasıl davrandığımıza dikkat edersek eğer, kendini bilen, haddini bilen, sevgi dolu bireyler yetişmesine de örnek oluruz diye düşünüyorum.
Zira çocuk ailesinden aldığını sergiler. İlk eğitim ailede, ana kucağından alınır. Ve ömür boyu sürecek olan öğrenme süreci başlar.
Öğrenmenin yaşı yoktur efendim, kolay gelsin tüm öğrencilere.
Hayat en iyi öğretmendir zira…