Blog
Yaşamak bir kahve molası gibi

Yaşamak bir kahve molası gibi

“Yorgunum doktor hanım, kendimi çok ama çok yorgun hissediyorum.

Bu hayatta nerede olduğumu nerede durduğumu bilmiyorum.

Sabahları kalkmak istemiyorum.

Koronayı duymak da maskeli yaşamak da istemiyorum.

Nefesimi almakta zorlanıyorum, taa şuramda işte bir şey var, yutamıyorum.” diyerek eliyle göğsüne vuran hastam, yorgundu. Bezgindi.

Göz altları çökmüş, gözünün feri gitmişti.

Sizi bana getiren ilk ve en önemli şikayetiniz nedir? Diye sordum. Tabi ki bir tahminim vardı.

Şey, dediler ki, siz akupunktur iğnesini batırıyor ve hastanızın yanında durup onunla konuşuyormuşsunuz. Ve hatta bazıları da dedi ki, hiç iğne batırmasa bile eskiden yeniden ne bizi üzüyorsa ağzımıza geliveriyormuş. Anlatıyormuş. Hastanın dili çözülüyormuş. Hiç konuşmayı sevmeyen biri bile burada konuşup, derdini anlatıp öyle gidermiş.

Hayattan hiç zevk almıyorum. Beni buraya getiren ilk sebep bu…

Ne çok duyar oldum bu cümleyi.

Sanki bu hayatta ben maskeyle dolaşıyor muşum gibi geliyor diyenler mi, eşimden çocuklardan akrabalardan gına geldi, iş yapmak istemiyorum diyenler mi. Ya da çok var, her şey var ama huzurum yok, mutlu değilim diyenler mi.

Ne oluyor biz insanlara. Rahat mı tepiyor arada bir. İlla ki başımıza bir dert gelecek ki o zaman mı duracak ve düşüneceğiz. Hep koşarken hep hızla hareket ederken hayatın tadını çıkarmayı farklı yerlerde ve alanlarda ararken, sevgiyi göz ardı ederken, ailemizi geri planda tutarken, kısaca hayatımız avucumuzun içinden kayıp giderken öylece durup bakacak mıyız? Ya da yıkıcı, kırıcı öfkeyle savaşacak mıyız?

Önce insan olduğumuzu unutmayacağız. Zaman zaman üzülebilir, bazen daha iyi hisseder, modu düştüğü ve yükseldiği zamanlar olabilir. Kaygı, endişe, kötü ve olumsuz düşünce yakamıza yapışabilir. Her zaman hayat bir parmak bal çalmaz ağzımıza. Olabilir, insan acıda da bir anlam bulabilir, zira yaşamda bir anlam vardır. Kimi insan bunu çabuk çözer kimisi de ömür boyu çözmek için uğraşmaktadır. Ve bu çözme durumlarında hayattan zevk almıyorum hissine de kapılabilir.

Ne yapmalıyız, nasıl kendimizi motive etmeliyiz.

Bakış açımızı olaylar karşısında değiştirebilmeyi öğrendiğimizde mutluluk da gelip oturuverecek yanı başımıza. İnsan iç konuşmalarını olumluya döndürebilmeyi başarmalıdır.  Bir haftada yedi gün varsa bunun en azından dört günü kendimize söylediğimiz olumlu cümlelerden oluşmalıdır. Oturup yazın lütfen. Elinizde kağıdınız kaleminiz olsun hep. Düşündüğünüzü, olaylar karşısında neler yapıp nasıl hareket ettiğinizi, ne istediğinizi…

Ve bakın sonra. Değerlendirme yapın. Öfkeli anınızda yaptıklarınıza bakın. Kaygı seviyenize bakın, bakış açınıza bakın. Öyle ya da böyle geçiyor hayat. Ve her iki türlü de yaşam son buluyor.

Evet, bir nihai anlam var.

Onu hissetmeye çalışın ve hayatınızın elinizin avucunuzun içinden kayıp gitmesine izin vermeyin.

Unutmayın; yaşam dediğimiz, çılgınca koşulan bu dünya hayatında bir içimlik kahve molasıymış gibi…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir