
Umursamak
Seni umursuyorum. Sana değer veriyorum. Bu nedenle bu kadar üzerine gidiyorum.
Otuzlarında olan çiftlerden bir tanesiydi konuşan. Erkek olan. Üzgün olduğu her halinden belliydi. Kendini paralarcasına ifade etmeye çalışıyor, lakin muhatabına ulaşamıyordu.
İlk kendisi gelmişti bana. Neden bize ulaştığını, kendisini en çok etkileyen, hayatını zorlaştıran meseleyi sorduğumda gözleri buğulanmıştı.
“Ne yaparsam yapayım ulaşamıyorum eşime. İki yıllık evliyiz ve son altı aydır tek kelimelik cümleler dışında konuşmadık. Ne benimle konuşuyor ne de dinliyor. Evde hiçbir şey yapmıyor. Mutfağı haftada bir ben hafta sonları topluyorum. Oysa severek evlendik, ilk zamanlar her şey çok güzeldi. Ta ki o güne kadar…”
Buraya kadar zor konuştu ve kocaman insan ağlamaya başladı. Hem de hıçkıra hıçkıra.
Sebep neydi? Olay neydi? O gün ne olmuştu? Ne oldu o gün? İşleri rayından çıkaran, sevdiği eşini susturan, tabiri caizse önüne bir duvar ören olay neydi?
Mendiliyle yüzünü gözünü sildi, devam etti.
“Eşim öğretmendir. İlkokul öğretmeni. Şu dört aydır virüs nedeniyle okullar yoktu biliyorsunuz.
Bizim beş yıllık evli olmamıza rağmen çocuğumuz olmadı. Doktorlar stres dedi. Zaman verin, olmaması için bir neden yok dediler. Tek arzumuz ve eksiğimiz bir bebekti. Çok neşeli, şen şakrak olan eşim, bu konuda her yola başvurmak istedi. Ben de şartlar elverdiğince tamam dedim.
Tüp bebek için başvurduk. Ama bu arada sosyal medyada çok vakit harcamaya başladı. Boşluktandır dedim, salgından. Orada değişik gruplarla konuşmaya başladığını fark ettiğim de sanırım çok geç kalmıştım. Eşim giderek benden uzaklaşmaya başlamıştı bile. Gece geç saatlere kadar internette birilerinin sohbetini dinliyor, yatak odamızı da kilitliyordu. Önceleri geçer dedim, aklı başında otuz yaşında bir kadın, yanlış işler yapmaz dedim. Bekledim. Bekledim. Giderek uzaklaştı benden, konuşmadı, sustu. Çok ısrar ettim psikiyatri bir arkadaşım var. Ona götürdüm. Muayene etti, majör depresyon dedi. Sebep olarak da ortada görünen bir durum yoktu. Kavga mı ettiniz diye sordu arkadaşım. Durumu izah edince “Kavga etseydi seninle işimiz daha kolay olurdu.” dedi. İki ay oldu, ilaç tedavisine başladık. Benim zorumla ve denetimimde ilaçlarını alıyor ve daha da sustu. İçine kapandı. Onunla konuşunca yüzüme bakmıyor, kulağını tıkıyor. Psikoterapi işe yarayabilir dedi doktor arkadaşım. Bu nedenle size geldik. Korkuyorum doktor hanım. Konuştuğu kişilerin kötü insanlar olduğunu düşünüyorum.” dedi ve tekrar hıçkırmaya başladı.
İşte şimdi de eşini almış gelmiş. Sadece önüne bakan, göz teması kurmayan bir öğretmen hanım var karşımda. Ve bir ara gözlerine bakabildiğim kadarıyla deneyimlerime dayanarak ilk aklıma gelen; bilinçaltını temizleyen fırsatçılar… Hastayı tek başına aldığımda, yüzüme bakarak konuşmasını rica ettim. Çok uzaklarda olduğunu fark ettim. Zira aklı karışmıştı, kelimeleri kullanma şekli de sıkıntılıydı. Ne olduğunu, niçin bana geldiğini sorduğumda zaten cevabı biliyordum. ” Eşim zorla getirdi, benim bir şeyim yok.” İletişime açık olmadığını gördüğüm hastam, bir iki sorumdan sonra anlatmaya başladı. Ve inanıyorum ki çok yüzeyseldi önce anlattıkları. Olsun bu ilk seanstı ve ne olduğunu biraz olsun anlamamıza yetti. Çocuk olsun diye araştırma yaparken girdiği bir siteye kapılıyor. Parapsikolojiyle ilgilenen ve bilinçaltında yatan her ne varsa temizlediğini iddia eden tacir insanlara. Önce onların dediklerini yapıyor, umut satıyorlar çünkü. Ve giderek de kafası karışıyor. Çünkü bu kişiler, terapi yapıyoruz diyerek insanı alt üst eden tarzdan. Psikoterapi nedir, psikoloji nedir, insan nedir bilmeyen, gözleri para hırsından etrafını görmeyenler. Hastamıza aileden birinin onun iyiliğini istemediğini de müneccimlik yaparak söyleyince bizim hastamızda hatlar kopmuş. İçine kapanma süreci, odaya kilitli kalma, uzaktan kanal açma, uzaktan tüp bebek süreci böyle başlamış işte. Ve sonuç ortada… İnsan öğretmen de olsa, ne kadar okusa da bir tarafı zayıf. İnsan çünkü. İnanabilir, hayal eder, ümitlenir, bekler, susar, hasta olur, iyileşir… Ve lütfen, dikkat edin, benim ve doktor arkadaşlarımın dilinde tüy bitti. İnanmayın bu olaylara demekten. Ama vaz geçemeyeceğiz, gerçekler acı da olsa anlatmaya devam edeceğiz. Tedaviyi doğru kanallarda aramanızı tekrar hatırlatarak, öğretmen hastamızın uzunca bir akupunktur ve terapi sürecinden sonra daha iyi olduğunu ve bu arada bir de bebeklerinin dünyaya geldiğini söylemeliyim…
Esenlikler diliyorum…