
Bir çocuğun seslenişi
“Bazen kendimi köşeye itilmiş gibi hissediyorum.”
-Beni anlayın, benim farkıma varın istiyorum. Farklı düşünce ve fikirlerime saygı gösterin, ‘saçma sapan’ demeden önce beni dinleyin, beni başka birisi olmaya zorlamadan, çocuk olduğumu ve yanlış yapabileceğimi bilin istiyorum.”
Bazen bir çukurda gibiyim. Bazen de kocaman bir boşlukta. Etrafım karanlık, hem de çok. Korkuyorum. Yuvasından düşmüş minik bir kuş yavrusu gibi pır pır eden küçücük yüreğim sizi arıyor.
Annem, babam, dedem, öğretmenlerim, arkadaşlarım neredesiniz?
Ben buradayım! Hemen yanıbaşınızda. Beni görmenizi bekliyorum.
Düştüğüm boşluktan, içimdeki hiçlikten korkuyorum. Bir el uzatsanız çok kolay çıkacağım buradan. Sizlere ihtiyacım var. Anneme, babama ihtiyacım var. Beni duyun istiyorum. Karanlıktan korktuğum gibi sizden de korkmak istemiyorum. Ben mükemmel değilim, zaten siz de mükemmel değilsiniz. Siz de çocuk olduğunuzda belki de benim gibiydiniz. Her alanda başarılı, her şeyin üstesinden gelebilecek yapıda değilim. Çünkü ben bir çocuğum!”
Bu sözler, anladığınız üzere 12 yaşında bir erkek çocuğa ait.
Sürekli azarlanan, yaramaz damgası sırtında kambur olan, sevilmediğini düşünen, öğretmeninin hiperaktif damgasını yapıştırdığı ama öyle bir teşhis konmamış olan, hayatının her dönemine ait hatırladığı tek şeyin eleştiri olduğunu söyleyen bir minik adama ait.
Gözleri pırıl pırıl lakin taaa içine bakacak olursanız, büyük bir hayal kırıklığı görebileceğiniz, hayata tutunmaya çalışan bir yürek o.
İlk zamanlar ailenin tek çocuğuyken bu kadar üzüntülü olmadığını annesinden öğreniyoruz. Kendinden dört yaş küçük olan kız kardeşi hayata merhaba deyince aksaklıklar da baş göstermeye başlamış. Çünkü diyor kendi ifadesiyle; ” Annem hep bebekle ilgilenmek zorunda kaldı. Ben de yanına gidip onlarla olmak, yanlarında bulunmak istedim, ama annem bana vakit ayıramadı. Ben de biraz ilgi çekmeye çalışıp, azıcık yaramazlık yapınca bağırdı. Bağırması bile benimle ilgileniyor gibi hissettirdi bana. Ben de devam ettim. Ama asıl istediğim onların yanında olmaktı. Kötü bir niyetim yoktu ki. Ben de sevilmek istedim, kardeşimi sevmek, yardım etmek istedim. Ben de çocuğum aslında. Anneme ihtiyacım vardı, babama da.”
Burada durup gözlerini yumdu. Ağlıyordu, hem de katıla katıla.
Ah dedim, bugün neşeli bir şeyler paylaşmakta ısrarlıydım oysa. Ama ilk gelen hastam bu minik adamdı. Ve onun belirgin tikleri vardı. Yüreğindeki yara dışına vurmuştu…
İlgi çekmek amaçlı mı, yoksa sonradan mı gelişti, daha önce var mıydı? Muayene ve hikayesinden anladığım kadarıyla, sonradan gelişen hareketlerdi bunlar. Yoğun strese bağlı, tipik hareketler. Burun çekme ve gözlerini sürekli yukarı aşağı devirme gibi.
Tabi ki okuldaki arkadaşları da fark edince bu hareketleri, alay konusu olması çok kolay olmuştu. Onlar alay ettikçe eve şikayetler geldi. Annesi yorgunluktan sürekli şikayet edip, oğluna her hareketinde bağırdığı ve kıyasıya eleştirdiği için, okula gitmek istememe gibi bir davranış geliştirmişti. Her gün kalkınca karnı ağrıyıp midesi bulanıyordu. Ve okula gitme fikri bile onun midesinin bulanmasına sebep oluyordu. Evdekiler de ona kızıyor, ufacık bir ters hareketinde azarlanıyordu. Artık öyle bir hale gelmişti ki, insanlarla konuşmak istemiyor, arkadaş lafına tahammül edemiyordu. Son zamanlarda hep içine atmıştı ve susmuştu.
Bir gün öğretmeni bir kompozisyon yazmalarını isteyinceye kadar suskunluğunu korumuştu.
Konu; çocuklar neden yaramazlık yapar?
Neden yaramazlık yapıyordu? Kendisine sordu ve yazdı.
Alışmıştı artık her türlü ters bakışa, olumsuz lafa. Hem kınanmıştı. Hem de korkmayı ve yalan söylemeyi öğrenmişti. Ne yazık ki işine de gelmişti bu durum. Fayda sağlamaya başladığını anlayınca da devam etmişti, çünkü o bir çocuktu. Mazereti vardı onun. Ve onunla ancak yaramazlık yaptığında ilgileniyorlardı…”
Yazdığı kompozisyon onu işte bu doktora kadar getirmişti. Sesini duyurabilmişti sonunda.
Annesiyle beraber tedaviye aldığımız bu küçük yürek umut vaat ediyordu.
Zira anneler birer yaysa, çocukları da geleceğe fırlattığı canlı oklardı…
Ve bu canlı ok bugün tedavi için gelmişti…