Blog
    Korkularımız ve çocuklar

    Korkularımız ve çocuklar

    Ne kadar çok odaklanırsak korkularımız da o kadar çok ve o kadar gerçek olurlar.

    Korkuyu büyütür ortaya çıkarır ve kendimizi çaresiz hissederiz. Tıpkı bir hücreyi mikroskop altında incelemek gibi… Kocaman görünürler, dağ gibi, altından nasıl kalkarız ki?

    Öyle bir hale gelir ki, korkularımızı düşünmeye devam ettikçe aynı zamanda çocuklarımıza da yansıtmaya başlarız. İşte o andan itibaren korkularımız orantısız bir şeklide büyür de büyür ve yutar bizi… Çocuklar korkularımızı hisseder. Onun bir kokusu vardır sanki. Bir hissiyat, bir kavram karışıklığı, bir tuhaflık. Ve alır o korkuyu tıpkı kendi korkusuymuş gibi benimser. Alır, baş tacı eder, odak noktası haline getirir. Ve korkar. Ne olur bilir misiniz? Geri kalan her şey gibi korkulular da öğrenilmiş olur. Hem de anne baba evinden başlayarak…

    Örneğin. Ailede bağımlı var. Anne ya da baba. Ya da aile büyüklerinden biri. Ve bağımlılıkları olan ebeveynler kendilerini çaresiz hisseder. Ve işte burası hata. Çocuklarının da onlar gibi olmasından korkar. Her şeyden korkar. Hayattan korkar. Ve aynı zamanda da bunun beklentisine girerler.

    Şöyle ki; yemekle ilgili kontrolü olmadığını bilen kilolu anneler, çocuklarına ve özellikle de kız çocuklarına çok yemek yedikleri konusunda sürekli söylenirler. Bazen sazı baba eline alır ve ”hayvan gibi yiyorsun, bir fil senin kadar yemez, tıkınıp durma, öküz gibisin, seni kimse dövemez…”gibi kapalı ama acı mesajlar veririler. Bir ergene ve ergen olmasa bile 6 yaşında söylenmeye başlayan bu gibi ifadeler çocuğu yaralar. İntihara bile sürükler.

    Anne der ki aslında; Büyüdüğünde benim gibi kilolu olmanı istemiyorum.

    Çocuk kulağıyla bu cümleyi iştir. Oysa annenin mesajında aslında tıpkı onun gibi olacağı beklentisi olduğunu çocuğu hisseder. Tabii ki anne çocuğundan kilolu ve kompulsif bir yetişkin oluşturmak için ona her şeyi layıkıyla öğretiyordur bu SÖYLEMLERLE.

    Yiyip yiyip kusan, ya da yemeyi reddeden bağımlı kişiliklere kadar gider bu çocuk. Belki de canına kıyar çocuk…

    ”Büyüyünce baban gibi ayyaş olacaksın”diye bağıran bir anne çocuğuna bu mesajı direk olarak veriyordur aslında. Nasıl mı? Baba alkoliktir. Ama iyi de adamdır. İçmediği zamanlar tabi. Çocuk küçükken babası ona bira verip saçmalamasına güler, çocuğun sakinleştiğini düşünebilir. Fakat çocuk 8 ya da 10 yaşına geldiğinde annesi onu arkadaşlarıyla içki içerken yakalar. Veya dolabında saklanmış bira şişesi bulur. Panikle çocuğuna bağırır. ” ayyaşın oğlu, babası ne ki oğlu ne olsun, bıktım ben bu hayattan diye…” ve çocuk bu bağırtıları bir emir gibi algılar. Tam da annesinin korktuğu gibi. Alır onu ve yapar…

    Örnekler çok. Madde bağımlısı, sigara bağımlısı, uygun olmayan görüntüleri izleme, cinsel sapkınlık gibi…

    Bireylerden biri bağımlı olan ailelerde yeme, alkol, sigara ve bütün aklınıza gelebilecek tüm alışkanlıklar da çocuklara öğretilebilir. Daha da önemlisi, çaresizlik, kontrolden çıkma gibi duygular da öğretilir. Ve bu döngü büyüyen belki de meslek sahibi olmayı bile başaran çocukların hayatı boyunca onları bırakmayacaktır. Yeni evlerinde, eşleriyle hayatının senaryosunu oynamaya devam edecektir çocuk. Büyüyememiş, içindeki sevgiyi hiç fark edememiş ve kendini hiç sevmeyen bir insan olarak yaşayacaktır…

    Peki, iyi güzel de ne yapalım diye sorarsanız. Hep dediğim gibi önce kendimizi fark edip tedavi olma yoluna girmeliyiz. Geliştirdiğimiz mükemmeliyetçilik kişilik varsa ondan sıyrılmayı başarmalıyız. Ve çocuğumuza yüklediğimiz hissiyatların farkına varabilmeliyiz. Her ne olursa olsun o çocuk bizim, diyebilmeli ve yanlış yapsa da gideceği merciinin olduğunu bilmesini sağlamalıyız. Anne ve babadan korkmadan derdini anlatabilmesini sağlamalıyız.

    Bunun için de önce anne babalar hadi farkına varmaya var mısınız?

    Sevgi her daim yoldaşınız olsun dileğiyle…

    Bir yanıt yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir