
Bu çocuklara üzülüyorum…
Ailenin ilk kızıydım. Büyük ailede de kız çocuğu olarak çok değerliydim. Özellikle oğlu olanlar beni gelinleri olarak görmek istiyorlardı. Ama ben tercihimi şimdi ayrı olduğum eşim tarafına yaptım. Evlenmiştim ama mutlu değildim. Çocuklarım olduğundan sonra da mutsuzluğum devam etti. Bir çember içimdeydim gibi. İstediği zaman mutlu eden, balayı yaşatan istemediği zamanda her türlü şiddeti yapmayı hak gören zalim bir adamla evliydim. Çok huzursuzdum.
İki kızım olmuştu. Büyük kızımın üçüncü sınıfta doğum günü kutlanacaktı. Kutlama sırasında elbise, pasta sonrası da pantolon giydirecektim. “Elbiseyi giymem.“ diyerek ortalığı yıktı. Kısacık olan kutlama boyunca ağladı. Sonra pantolonunu giyince çiçekler açtı. Çok mutlu oldu. Kelebekler uçuşmaya başladı sanki. Birden mutlu bir çocuğa dönüşmüştü. Neler oluyor dediğim, anlamlandıramadığım zor ve tuhaf bir durumdu. İşte o kutlama sonrası benim için bu süreç başlamıştı.
Eşcinsel, gay, lezbiyen tanımları ve onların dünyasına adım atmıştım. Yıllar geçti. Kızımın bana açılması, babasının hastalığı zamanında, hastanede yattığı zayıf düştüğü döneme denk geliyor. Onu zayıf bir halde gördüğü günlerden birine rastlıyor. Kızlarımı hastaneden çıktıktan sonra yemeğe götürdüm. Kızım işte o gün masadakileri kırıp paramparça ederek bağırmaya başladı. Ve bana açıldı. “Babamdan nefret ediyorum. Ben lezbiyenim, gayim diyerek avaz avaz bağırmaya başladı. Katılır gibi ağlıyor bir yandan da tabakları ve bardakları kırıyordu. Her tarafa saldırıyordu. İçim acıdı. Onu öyle görünce kalbim yandı. Benim kızım neler yaşıyordu? Kalbim dayanmıyordu. Benim kızım, benim evladım ne büyük bir ızdırapla açılıyordu bana. Başka bir şey düşünemiyordum. Etrafta bize bakan insanları göremiyordum. Kırılan tabaklar umurumda bile değildi. Kızıma sarıldım, onu sardım. Sarmaladım. Okşadım. Kokladım. “Sen benim canımsın, kalbimsin, sen bir çok özelliği olan yavrumsun. Senin var olman benim için değerli.” Diyerek onu sakinleştirdim. Durumu daha sonra babasına açıkladım. Kızına destek olmadı, hiç yakınlık göstermedi. “Her şeyleri var. Bunlar şımarıklık. Doktora da boşuna gidiyorsun. İyi bir dayak onun aklını başına toplar.” Diyordu. Her durumu kendi lehine çevirmeyi çok iyi bilen eski eşim bu durumu da kendi lehine çevirmeye çalışıyordu. Başardı da. Biz ayrıldık.
Bu anne, anladığınız üzere bir lezbiyenin annesi. Ve bu olayda görüldüğü üzere zalim bir baba figürü var. Zalim bir babanın bulunduğu ailedeki bir kız çocuğu annesi gibi bitip tüketen endişeler yaşamak yerine savunmacı bir özdeşimle erkeksi alana yönelir. Annesinin çaresizliği ile özdeşim kurmayı red eder. Erkeksi kadınlara karşı hayranlık duygusu geliştirir. Çünkü çaresiz kalan, sürekli kocasına yenik düşen ve kendini savunamayan annesi nedeniyle feminen kimliğe sahip çıkmanın güvenli olmadığına karar verir. Bunu yani feminen kimliğini terk etmeyi aslında istemsiz şekilde yani bilinçdışı yapar. Kendisini annesinin acziyetine benzer bir durumdan böylesi bir savunma mekanizması ile korumuş olur. Ve bu genç ergen için süreç başlamış olur. Buradan da hareketle diyebiliriz ki; Ailenin hayatımızdaki rolü çok büyük ve hepimizin ona sahip çıkması gerekiyor.