Blog
    Beklemeliyiz

    Beklemeliyiz

    Nasıl ki bir yara var, ya da sivilce, onunla fazla oynanırsa yara iltihap kapabilir. Sivilce de içine doğru büyür, siyah kırmızı içinden çıkmayan bir nokta haline dönebilir ya, işte şu anda o yarayı kanatmamaya gayret edebilmeliyiz.

    Beklemeliyiz, “yas” dönemindeki o zorlu süreçte. “Travmalarda” da aynı şekilde. Bekle biraz. Yardım edeceğim derken kanatma yarayı. Bekle… Travmalarda da yasta da ilk zamanda, ilk şok anında fazla dokunmamak gerekir. Çünkü insanın doğal bir iyileşme mekanizması vardır. Bu durumlarda bizim ilk yapmamız gereken şey, biraz durmaktır. Bu her ne kadar zor da olsa kişinin doğal iyileşme sürecini bozmamak esas önemli olandır.

    Bazen biz insanoğlu ne kadar çok biliyorum zannetsek de gün gelir hiçbir şey bilmediğimiz anlarız ve bu idrake varış da bizi sarsar.  “Ey insan acizsin ve bunu kabul etmelisin, senden büyük seni var eden var, unutma. Sen sadece bu dünyada sana verilen sınav sorularına doğru ve kaliteli cevap ver, yoksa halin haraptır…” Ülkemiz derin bir sessizliğe gömüldü.  Ne derin bir sessizlik değil mi?

    Hangimiz, hanginiz, hangi profesör, hangi ordinaryüs, hangi kumandan, hangi asker, doktor, öğretmen, din adamı o gece saat 04.17 de gecenin derin sessizliği içinden çıkıp da ansızın seni yakalayan o gürültü, kocaman uğultulu deprem karşısında ne yapabilirim diye düşündüğümüzde işin içinden çakabildik mi?   Bak ne oldu? O insanların bizden senden bir farkı mı vardı?

    Hani o saatte, o hiç çıkmak istenmediğin yatağından, tatlı uykundan, en sevdiğim dediğin evinden ayırabilirsin?  Dense sana aklın alır mıydı?  Hem de bir dakika içinde.   Bu senin, bu benim ve bu olayı yaşayan insanların aklına gelir miydi? Yok yok yok. Gelmezdi, ve yine de bu yıkıntıyı gördük,  yaşadık,  ağladık, buna rağmen de İnan bana yine gelmeyecek… Çünkü insanız…

    Her ne kadar deprem bölgesinde yaşıyor olsak dahi yok, gelmeyecek. Dünya tatlı geldi ve insan unuttu.  Gelmez, gelse de unuturuz, bize olmaz deriz. Bana olmaz. Ya olursa kardeşim?  Bazıları sorar belki kendine, soruyordur diye Ümit ediyorum en azından.  Biri bize söyledi mi ki tedbir alın, inşaatlardan çalmayın, ev yapılmayacak yerlere ev koymayın, izin vermeyin. Bizi uyaran oldu mu?  Kim söyledi mi söyle ey insan kim?  Ne çabuk unuttun, kutsal kitabında “ kandırma, ölçüden çalma, insanı kandırma”  demez mi? Sen ne çabuk unuttun bunu?

    Haydi derin sessizliği şimdi dinleyelim hep beraber. Ülkece… Gece yarısı saat 04. 17 hafızamıza kazındı. Öylesine bir yıkım ki ne olduğumuzu anlayamadık bile. Ve orada olanlar olayı yaşarken olay dışında olanlarda da ciddi anlamda travmaya sebebiyet verdi. Bir olduk ve bekledik.  Zaman geçtikçe belki tükendik. İnsanımız ne denli duyarlıydı yine gördük. İçler acısı manzaralar seyreyledik. İnsan dedik, ne büyük acılara duçar oluyor da yine de ayakta durmaya çalışıyor. Bir ibret bir ders bir yakıcı yaşam öyküsü var oralarda. Hepimiz için de var tabi ki. Belki de en çok seyir eyleyen için vardır kim bilir.

    Şimdi;

    Oturup düşünüp eyleme geçme vaktidir.

    Nerede hata yaptım sormak vaktidir?

    Bu bana ne anlatıyor, idrakine varmak vaktidir.

    Devir çığırtkanlık devri değildir.

    Devir felaket tellallığına soyunma vakti hiç değildir.

    Devir öyle bir devir ki, sessiz olup liyakate uyarak iş yapma vaktidir.

    Devir insan olma vaktidir…   Kolay gelsin, sessizlik içimizi yakar, bir daha olmasın diye duaya dururken  fiili duayı da unutmamak vaktidir…

    Bir yanıt yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir