Blog
    Gerçek olmama bile izin yoktu

    Gerçek olmama bile izin yoktu

    Kendi dünyamdayım ve öyle hissediyorum ki kimse yanıma gelemez. Buradan çıkış da yok.  Boş bir oda ve bomboş. Yalnızım, kimsesizim, burası benim kişisel çukurum…

    Kim bu ifadeleri kullanır dersiniz?  Kendini anlamaya çalışan, tanımak için çırpınan, yaşadıkları her bir deneyimi anlatmak için “saplanmış”, “ çaresiz”, “ boğulmuş” gibi sözcükler kullanan gençlerimiz. Öyle ki içinde bulundukları durumun onları taşlaştırmasını da “tıkılma”, “ yutulma”,” kapana kısılıp kalma” gibi anlatmaya çalışan gençlerimiz. Onlar bizim insanımız…

    Bu çocukların çoğunun yaşamsal duygulanım ifadelerine hayatındaki önemli insanlar yanıt veremediği zaman çoğunda utanç duruşu ortay çıkar.

    Danışmanlarımız, gençlerimiz eşcinsel aktivite dönemine girdiğinde aslında ne oluyor? Bunu Joseph J. Nicolosi kitabından bir alıntı ile anlatmaya çalıştığım.  Eşcinsel aktivite sorunu yaşayan bir erkek, genellikle kişisel gücünün olmadığı ya da çok az olduğu yönünde bilinçdışı bir inanç taşır. Diğer insanların onu ciddiye almadığına, saygılı bir şekilde dinlemediğini inanır. Doğru “cinsiyetli benlik”  iddialılık durumunda bulunur. İddialı duruş bir erkeğin biyolojik kökenli cinsel kimliğinin bir parçasıdır. Ve ustalaşma olarak adlandırılan temel insani dürtüye dayanır. Bu duruşta kişi kendini sakin, net, odaklanmış, güvenli ve güçlü hisseder. Çevresindeki insanları etkileyebilir.

    Eşcinsel aktiviteden önceki senaryolar çok çeşitlidir ve Nicolosi insanı istenmeyen eşcinsel aktivite olayına yönlendiren çeşitli benlik durumlarının olduğunu söyler. Bunlardan biri ve belki de en dikkati çeken utanma duygusudur. Sahte benlik, gri bölge, iddialılık diye eşcinsel aktivite ye giden yolda geliştirilen benlikler vardır. Bu kitapta Utanç duygusu çok gerçekçi olarak ele alınmış. Bir danışana terapist sorar; küçükken yaramazlık yapmamıza hiç izin yoktu. Danışan acı ile yaramazlık mı?  Diye cevap verir. Gerçek olmama bile izin yoktu…

    Utanç diyince alt başlıklarda, onaylanmama kaygısı çok ön planda kalır, reddedilme beklentisi. Bir başkasını hayal kırıklığına uğratma, incinme, yüzüstü bırakma korkusu. Bunlar çok belirgindir ve hayatın öylesine içindendir ki, çok tanıdık gelir hepimize. Şimdi gündeme bakınca, bir bilim adamı çıkıp din ve eşcinsellik konusunda tam olarak net bilgi sunmadan gençlerimizin kafasını karıştırabiliyor ve bir eylemin nikah adı altında olursa sıkıntılı olmayacağını iddia ediyor. Ve hatta gidip de bu kadar naif bir konuda, ciddi yankılar oluşturacak mesaj atıyor medyada. Kendisi bilim adamı kişiliğinde din adamı pozisyonuna da soyunmuş.

    Ne demişti? Aynen yazıyorum:

    “_Daha açık yazayım: İslam’da eşcinsellik haram değildir. Olamaz. Bu konuda hiç bir kanıt getiremezsiniz. Zina( açıkça) haramdır; cinsel yönelimler haram olamaz. Künefe sevmek ne kadar haramsa bunlar da o kadar haramdır.”   Şimdi bu cümleleri ne anlama çekersiniz bilemem. Ama net olan şu ki, adam kendini nörobilimci olarak tanıtıyor, tuhaf söylemlere doğru da yol alıyor son zamanlarda. Ve sadece gündem olabilmek için bu kadar zor bir konuyu, canımızın yandığı bir konuyu ortaya atıp, künefe yemek ile bir tutuyor. 

    Din adına Kuran’da geçen ne ise onu hepimiz biliyoruz. Az çok Kuran okuyan, meal okuyan anlamıştır diye düşünüyorum. Fıtrata aykırı olan işlerin sonu hüsranla biter.  Bu konu ülkemizin kanayan yaralarından biridir şu anda. Dünyada işler çığırından çıkmış durumda zaten ama ülkemizde son zamanlarda aileyi ifsad edebilmek adına bu durumu kullanan, bu psikoloji de olan kendini anlamaya çalışan gençleri kullanan gruplar hortladı.  Lütfen hepimizi ilgilendiren bu konuda daha dikkatli olalım ve çocuklarımızı yetiştirirken cinsel kimlik kavram kargaşasına düşmemeleri için özen gösterelim. Öğrenelim. İletişim dilini en etkili şekilde kullanmayı öğrenebilelim. Onun çocuğunun başına geldi bana bir şey olmaz demeyelim. Acı düştüğü yeri yakar biliriz ama şunu da unutmayalım ki hepimiz hepimizden sorumluyuz…

    Bir yanıt yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir