
Korku içinde yaşamıyorum
Haziran ayı ile bir rahatlama sürecine girdik. Kabul ediyorum, hepimiz, çoluk çocuk, kadın erkek, büyük küçük çok tedirgin olduk. İbretle, üzüntüyle izledik. Her gün ölüm sayısı vaka sayısı derken o da sanki günümüzün normali gibi olmaya başladı. Şimdi de serbest. Evet, herkes serbest kelimesini nasıl anladığını gösterecek şimdi de. Dikkat etmeyin demek değil serbest olmak. Temkinli olmak akılda durmalı, korku ile değil, nasıl daha güvenli olabiliriz bakış açısıyla normalleşme sürecine girmeliyiz.
Ne yapmalıyım? Nasıl olmalıyım?
Toplum içinde maskem olmalı. Ve yanımdakiyle aramda iki metre olmalı. Ben öyle yapıyorum karşımdan da bekliyorum böyle olsun diye. Karşımdakine saygı duyuyorum, şu anda belki asemptomatik olup virüsü verebilirim diye uzak durmalıyım, mesafe koymalıyım. Ve sen de bana saygı duymalısın. Pazarda, markette alışveriş yaparken artık o hemen dibimizde oluvermenin rahatsızlığını duymamalıyım. Biliyoruz ki virüs var, mesafe koymalı, arada en az iki metre olmalı, olmalı, olmalı….
Buna uymazsak, sallarsak, aman be ya ne virüsü dersek, biz doktorlar ne yapınlar ki?
Şu yaklaşık üç aylık dönemde evine gidemeyip, virüsle kurtuluş savaşı veren değerli meslektaşlarımıza gönül borcumuz yok mu dersiniz? Biz rahat yatağımızda yatarken, virüsü kapmış, sonuna kadar belirtilerini gösteren hastaya yaklaşan hemşiremizin, hasta bakıcımızın hiç mi hatırı yok?
Dalga mı geçildi sandınız? Tabi ki hayır.
O zaman ne oluyor biz insanlara? Üç ay evde kaldık diye çarşı Pazar alışveriş merkezi gezemedik diye bunaldık mı? Bari sıraya koyalım çıkma zamanını diyesim geliyor, nasıl yaparız diye de soruyorum kendime?
İnsan işte, unutur dedik, unutacak dedik ama yine de bir tarafım der ki; dikkat eder, ne yapması gerektiğini bilir o, serbest diye dip dibe girmez, iki metreye uyar, maskesini takar, hasta ise öksürük varsa, belirti varsa çıkmaz bekler. Zira bilir ki bir minik virüs kimde varsa tüm dünyaya uçakla da olsa trenle otobüsle de olsa seyahate çıkabilir ve o çok acımaz. Acımadı da zaten, ne çabuk unuttun ey nefsim yalnız can çekişenleri, son zamanlarında sevdiğine sarılamadan gidenleri, buruk cenaze namazlarını, acıyı, hüznü, ölümün gerçek yüzünü?
Yanlış anlaşılmasın lütfen. Virüsten korkun, korkuyla yaşayın demiyorum. Çözümün bir parçası olmak için çabalıyorum. Ona buna kızarak, söylenerek hareket etmek çok kolay. Ama bu işleri daha da zorlaştırıyor. Ne yapabilirim? Diye düşünüce, saygılı olabilirim demek geliyor içimden. İnsan hayatına saygılı. Maske takıyorum, mesafe koyuyorum diye korkak gibi algılamıyorum kendimi. İnsan hayatına saygı duyduğum içindir bu. Kontrollü olmamız gerektiğini hatırlatmak istedim tekrar.
Sokaklar dolu, çarşı Pazar dolu, insanlar çok özlemiş kabul ediyorum ama kulak ardı edemeyeceğimiz bir gerçeği yaşıyoruz şu sıralar. Yüzyılın olayı, salgın hastalık, virüs. Ne kolay söyleniyor değil mi? Yaşarken de öyle olmasını çok isterdik oysa.
Bu arada maske ile lütfen güzel dans edelim. Kafasına takmış, otobüste oturup gözüne uyku bandı gibi koymuş maskeyi. Bu bize fayda değil zarar getirir. Daha çok kirlenip elimizi sürekli ona getirip durursak takma daha iyi. Bir iş yaparken güzel yapmalı insan. Görünsün diye takılan, kirlenmiş, yıpranmış, sigara dumanı kaplı maskeler ne kadar efektif ne kadar etkili bilmiyorum.
Yaşamda bir anlam var, biliyoruz. Her anımız çok değerli. Maskeli, maskesiz. Virüslü, temiz. Yağmurlu karlı.
Her anımız yaşadığımız vakte özel. Ve o vakit bizim sahip olduğumuz tek vakit.
O halde iyi davran kendine, iyi tanı seni.
Anı yakalayabilmek, anlamı bulanlardan olabilmek dileğiyle…