Blog
Çocuk ve eleştiri

Çocuk ve eleştiri

Neden iki kulak bir de ağzımız var acaba?

Niye iki de ağzımız olmamış ki?

Dinlemek konuşmadan daha önemli olduğu için olabilir mi?

Biz insanlar, birbirini dinlemeden, ağzımızdan çıkanı iki kulağımız da duymadan kuru sıkı konuşup duruyoruz da, kırılan oldu mu, pot kırdım mı, hatalı mıydım diye sormadan yaşayıp gidiyoruz.

Bize ters düşen şey oldu mu hemen atlayıp eleştiri bombardımanına tutuyoruz.

Son zamanlarda en çok gördüğüm iletişim şekli bu. Eleştiren, kıran, döken, küçük düşüren…

Küçük dağları ben yarattım edası mı denir bu tarza, yoksa cahillik mi?

Bir gün kliniğin penceresinden gelecek olan hastamın, yürüyüşünü görmek için beklerken, (benim için önemli bir detay, iyileşme kriteri) hesapta olmayan, randevusuz bir misafir hasta geldi. Onların içeri girmeden önceki halleri hala gözümün önünde. Bağıra çağıra gelen bir kız çocuğu, 18 yaşlarında. Yanında ondan daha küçük olduğu belli olan bir kız daha. En fazla 16. İçeri girmeden önce, gömleğini yırtarcasına çeken büyük kız kardeşi tutmaya çalışan küçük kardeş. Ve perişan halde, uyumadıkları belli olan anne baba.

Bir anne babanın ızdırabı, gözlerindeki çaresizlik ve benim “eyvah”, yeni bir eleştiri vakası diyerek yerimden fırlamam.

Sanki bir film şeridi gibiydi yaşananlar. Ben haberdar olmadığım için şaşkın ama temkinli bakıyorum.

Hoşgeldiniz diyemeden henüz, bağırmaya başladı büyük olan. Zaten onun için geldiklerini anladım ama tam olarak sorunu henüz bilmiyorum. Tahminim; ebeveyn çatışması, yıkıcı öfke, yılların birikimi…

Anlatmaya başladı, hayır hayır bağırmaya başladı.

Anne baba suskun, orta yerde dolanıp koşan bir genç kız, üzgün bir kız kardeş ve ben.

İlk sorum, bir cesaret; sizi buraya getiren sebebi öğrenebilir miyim? Oldu.

Büyük bir öfkeyle küfür karışımı babaya yönelen genç kız, avazı çıktığınca bağırdı.

“Beni bu hale sen getirdin, beni bu takıntılı hale siz getirdiniz.” diye. Hem bağırıp hem de benden özür dileyen hastam, “size de bir şey yaparsam diye korkuyorum.”  dedi.

“Ama ben böyle biri değilim.”

Seni son zamanlarda üzen bir olay oldu mu? İkinci sorumdu ve hala ayaktayız.

“Evet erkek arkadaşımdan ayrıldım ama onu zaten ben defettim.”dedi.

Kafamda şekillenen olay, biraz daha rahatlamama  sebep oldu.

 -Güzel keyifli bir bitki çayı yapayım, içeri odaya geçelim seninle dedim kabul etti, içeri de bitki çayımızla tedaviye başladık.

Hızlıca, hastam sakinken aldığım hikayesinden daha önce üniversitedeyken de böylesi bir atak daha geçirmiş olduğunu, ilaç tedavisine başlanıp, kontrol altında üç yıl devam ettiğini öğrendim.

Fakat olay öyle iki üç yıllık değildi.

Yaşanmışlıklar, ailevi etkiler, çevre baskısı, ne derler korkusu, bastırılmış duyguların hakim olduğu bir 18 yıl ve en önemlisi de ELEŞTİREN bir aile….

Babanın katılığı, ketum duruşu, iletişime geçememesi. Annenin de iki tarafı idare edeyim derken idarelik olması. Sevgi göstermemesi, ya da gösterememesi. Sevdiğini ifade edememesi. Annenin sanal bağımlılığı. Çocuklarının büyüdüğünün farkına varamaması.

Tabi ki bunlar tek başına bu kızın bu hale gelmesinde etken mi derseniz?

Ya diğer kız kardeşi niye öyle olmadı da bu çocuk bu hale geldi?

Bir kere ilk çocuk. En büyük yanlışlıkların da, en fazla vermelerin de, en çok dayatmaların da olduğu ilk çocuk konumu. İlk de denersin, ikinci de tecrübeli olur ve aynı hataya düşmezsin tavrı.

Bu çoğu zaman da böyle olabilir. Ama yine de ikinci de de aynı tarz hatalar, davranışlar yapılacaktır.

İlla da anne ve baba mı hatalı? Bu ailede neden ikinci çocuk daha sağlıklı görünüyor? Yoksa o şu anda kendini tutuyor mu? Dik durmak ailesine yardım etmek için tüm enerjisini kullanıyor mu? Bunu zaman gösterecek fakat hemen küçük kızla da konuşup bir görüşme ayarladık ki, o da olayların içinde kaybolup gitmesin…

Toplumdaki aile yapısında en çok gördüğüm tabloydu maalesef bu vaka. Burada; kendini anlatamamak, anlayış farkı, algı farkı, niyet okuma, alınganlık, eleştirel dil…hepsinin de içinde olduğu bir iletişim tarzı gelişmişti. İnsanın olduğu her yerde normaldir bunlar. Bazen içinden çıkamadığı için büyür büyür de dağ olur küçük sanılan hatalar…fakat soru şu ki; çocuklar bu duruma düşmeden nasıl  önlem alınmalıdır?

Yaptığımız görüşmelerde, akupunktur ve terapi seanslarında ki konuşmalarımızda anladığım şuydu; dil hayatımızın her yönünü etkileyen en büyük ve bazen de en zehirli organımız. Eleştiri, iğneleyici dil, yıkmak, yaparım derken bozmak, susmayıp acıtmak… ve akılda kalan, çocuk kalbiyle hissedilen; acıtan duyguların bir ömre nasıl etki ettiği, insan hayatına nasıl zarar verdiği…

Onun için efendim; iki kulağımız var, önce çok iyi dinlemeyi öğrenmeli ve çok çok dikkat ederek ağımızdan çıkarmalıyız kelimeleri…

İnsan insanın şifasıdır, önce aile de atılan tohumlar bir ömre bedeldir.

Muhabbetle…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir