
Suçlu kim?
-Ömrünce en iyi neyi yaptın teyzem?
-Sustum ve bekledim….
Üç yıl önceydi. Geldiği günü, yaşadıklarını ve yalnızlığını anlattığı gün.
Suskun dili dediğine göre bizim yanımızda açılmıştı. Anlattı anlattı. En çok da yalnızlığını anlattı.
Yaşı 80 küsür. Tek başına yaşayan, yeğenlerine evladım diyerek bakmış, kendince en büyük fedakarlıkları yapmış. Mirası verince de onlara tee geçen yıl, daha da bir yalnız olduğunu anlamış. Ne gelen var ne de bir hatır soran…
Efendim diyordu eşi için. O da bir 10 yıl oldu bu dünyadan göçeli.
Yine o varken, sussam da yanımda olduğu için daha iyiydim sanki. Mutluydum. İşimi yapar, bahçemi onarır, susardım yine.
-Niye hep sustun teyzem?
– Biz büyüklerden böyle gördük de ondan, niye olacak.
Arada sorduğum sorulara sitemle karışık heyecanla cevap veriyordu.
Çünkü; dinlenildiğini fark ediyor ve seviniyordu. Tıpkı her insanda olduğu gibi.
Sesini duyurmak, ömrünün uzunluğunun hatırına dinlenilmek istiyordu.
Yokluk vardı sustun teyzem, azıcık aşım vardı işim vardı uğraşım vardı dedin bana. Mutluydun belki de mutluluğu bu sanıyordun.
Bana neden geldiğini sordum; ayaklarım beni götürmüyor artık. Ve çok ağrıyor, yanıyor, üşüyor, karıncalanıyor dedin. Gece gündüz nereye koyacağını bilemediğini ve son zamanlarda giderek arttığını, gece de uykudan uyandırdığını söyledin. Tipik ” huzursuz bacak sendromunu tanımladın.
Ve aslında tüm bu rahatsızlığın altında birikmiş olan, bastırılmış olan duygularınızın olduğunu fark ettik. Akupunktur ve terapi iyi geldi size, hem de çoook. İyi olmuştun, artık ayda bir gelip anlatıyordun halini…
Şimdi duydum ki yol aldın, sen de bu dünyanın ağır yükünü tamamladın da sahnedeki perdeni sırladın… Üzgün ve suskun bir şekilde gittin. Ve içindekileri en yakının bile bilmezken bize yadigar bıraktın.
Hayatın anlamını zaman zaman sorar insan, bazen içinden çıkamaz, bazen de anlamaya gayret eder.
Şimdi korona günleri teyzem, aslında kaygının çok yüksek olduğu günler. Fakat bazıları için pek bir anlam ifade etmiyor. Korona bahanesiyle evi terk ediyor, dayanamıyorum artık diyor.
Çocuklara bakmak, eşe iyi davranmak, kayınvalide ile iyi geçinmek, işler güçler ağır geliyor diyor.
Paran var mı desen, yatım var katım var der. Yokluk nedir zaten bilmez. Hani sen demiştin ya, tencerede pişirip kapağını tabak diye kullandım çok diye. Buna da şükrederdik.
Para yoktu, yokluk çoktu. İşte o zamanlar sinirler hiç mi bozuk değildi ya?
Şimdi ufacık bir olayda, doğum günümü unuttu eşim diye şımaran kadınlar, altında her türlü arabanın en iyisiyle dolaşıp da evdekinin yüzüne bakmayan adamlar.
Ne oldu bize? Bunu da mı korona yaptı?
Bahane her daim hazır. İnsan her daim kendini müdafaa eder tarzda.
Çocuklar dersen tablet, telefon, televizyon üçlemesine bilgisayarı dürüm yapıp yiyorlar.
Ahlaki değerler sarsılıyor.
Ama yine de ümit var olmaya çalışıyoruz.
Demiştin ya en son görüştüğümüzde; onlar bilmiyorlar, onlar çocuklar. Anne babalar, öğretmenler çok dikkatli olacak. Sevecek, konuşacak, beraber sofraya oturacak. Derdiyle hallenecek, yalnız olmadığını hissedecek…
Her yaptığımıza bir suçlu bulamayız. Sonuçta bizler davranışlarımızı kontrol edebiliriz. Düşüncelerimizi fark edebiliriz. Ve kendimizin farkına varıp da hep dışarda suçlu aramamalıyız.
Şimdi senin mirasını güzelce alıp da bir daha kapını açmayanlar, senin ne denli derin bir üzüntüde olduğunu sen hayattayken göremediler mi dersin? Yoksa kulak ardı mı ettiler? Zaten 80 yıl yaşamış mı dediler? İletişimsizlik nedeniyle hastalandığında yanına gelmek yerine seni telefonda azarladıklarında da mı anlamadılar. YALNIZLIK insana mahsustur, bunu ancak insan olan bilir, insan olan anlar.
Sizler bizim değerlerimizsiniz, bize örneksiniz. Yaşam tarzınızla, ufak bir olayda küplere binilmemesi gerektiğini, kanaat etmenin önemini gösterensiniz.
Senden ve senin gibi teyzelerim ve amcalarımdan çok şeyler öğrendim.
İyi ki tanıdım seni, iyi ki dokunabildim hayatına. İyi ki sevdin beni, yerinde dinlen teyzem…
Değerlerimize, büyüklerimize sahip çıkabilmek dileğiyle…