
Obsesyon ve terapi odası
Gözleri kan çanağına dönmüş. En fazla otuzlarında görünüyor ama belli ki ruhu çok yol almış. Bezgin.
Koltuğun en ucuna oturmuş, her an kalkıp gidecek, huzursuz belli ki. Ayaklar kıpır kıpır, sürekli hareket halinde, bir ileri bir geri. Ellerini sayıyor, beşe kadar ve geri dönüyor, bire kadar. Bir ritüelde sanki. Üst dudağını alt dudağına sımsıkı geçirdi şimdi. İşte ne oluyorsa sanırım şimdi oluyor. Gözlerini yumdu ve ellerini sıktı. Yüzü karardı, dehşet halinde. Rüyada gibi fakat değil, ayık ve canı acıyor hem de çok. Bir beş dakika daha geçti. Şimdi açtı gözlerini. Ve ikram edilen yeşil çaya baktı, güler gibi oldu, ha gayret…
Bu hastam yeni. Dün kardeşi aradı, biraz kısa bilgi verdi. 15 yıllık obsesif kompülsif bozukluk tanısı
Var. Henüz 17 yaşında başlamış. El yıkama, ocağı kapatmayı sürekli kontrol etme ve sayma işleri ile.
O zaman anneyi kaybetmiş. Abla kardeş ve baba bir evde yaşamaya devam etmişler. Önceleri geçer sanmışlar fakat çok fazla belirti olunca bir psikiyatriye gitmişler. Tanı konmuş, tedavi başlanmış.
Sonra üniversite yılları, öğretmen olmuş. Ve evlilik. İki de çocuk var şimdi. Bu yıla kadar devam ettirmiş hayatını, bir öyle bir böyle. Ama zor ama kolay. Fakat geçen yıla kadar en azından idare edebiliyormuş. İlaçlar, terapi, doktorlar. Şimdi ne oldu dedim? Onu da hastamın ağzından dinleyelim.
-Bana gelmenize sebep olan şey nedir Zeynep hanım?
– Şiddetli baş ağrısı ve utanıyorum doktor hanım.
– Burada yalnızız ve sizi kimse yargılamaz. Doktor hasta arasında utanmak da olmaz. Dinliyorum sizi.
-Ben obsesif kompülsif tanısı almış bir kişiyim. Yıllardır bu hastalıktan zaten çok yorulmuşum. Şimdi de baş ağrımı da geçecek kadar olan bir musibet geldi. Sanki üstümdekiler azmış gibi.
Onu nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum. Dedi ve önüne baktı, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.
Aslında akupunktur tedavisi yapan ben, yıllar içinde bu tarz hastalara o kadar alıştım ki sanırım ağlamasalar şaşırıyorum. Terapi odası çok özel bir alan. Burası zaten doktor ve hastaya ait. Ama orada söylenenleri duymak için bazen çok fazla yürek istiyor, orada kalanlar, orada ki hüzünler, yaşanmamış hayaller, hatıralar, hayata dair her şey işte…
-Anlatın lütfen ve sakin kalın.
– Doktor hanım ben ben bunu kimseye söylemedim şimdiye kadar. Gittiğim hiçbir doktora da söyleyemedim ki. Seni kızmaz dediler, yargılamaz dediler, sadece dinler ve iğne batırırken anlamazsın bile dediler. Anlatırsın içindeki zehirini, rahatlarsın dediler diye geldim sana. Bu iş bana geleli 5 yıldan fazla oldu. İlk çocuğumu dünyaya getirdiğim zamandı. Sürekli sayma yapıyordum zaten, ellerimi görseniz korkardınız benden. Eşim de çok rahatsızdı ama idare ediyordu işte. Sonra küfür etmeye başladım ama herkese, her önüme gelene. İçimden hep küfür çıktı. Kimi görsem hakkında küfürler edip hemen de pişman oluyordum. Sonra bir baktım ki Ona da ediyorum. Dedi ve yine hıçkırarak ağlamaya başladı. Anladım ki, Yaradana söz söylüyor. Ve bunu ifade edemiyordu. Çünkü inançlı bir insandı ve böyle bir şeyi kabul edemiyordu. Sonra da kahroluyordu tabi ki. Ve bundan kurtulmak için sürekli ibadet etmeye başlamıştı, her an abdest alıyor, devamlı namaz kılıyor ve unutmaya çalışıyordu yaptığını. Oysa hastaydı o. Bu da obsesyonun bir çeşidiydi. Ve maalesef çok ağır gelirdi hastalara. Kurtulmak için her şeyi yaparlar, dibe doğru çekilirken boğulmamak için çabalarlardı.
Çok uzun bir tedavi süreci vardı bu hastalık için.
Ama umut her daim olmalıydı. Ve vardı da.
Bu hastamda da öğrendiğim bir gerçek yüzüme en acımasızlığıyla çarptı. Anneciğinin 12 yaşındayken sorduğu masum bir soruya;” Yanacaksın, yanacaksın, yanarsın, tövbe et çabuk, dinden çıktın.” Demesiyle başlayan bir süreci vardı. Ve bu onun için bir dönüm noktası olmuştu.
Tedaviye başlama kararı aldık. Hem akupunktur tedavisi hem de konuşma terapisiyle devam edecek bir süreci anlatırken o da ağlamaya devam ediyordu.
Başlamak bitirmenin yarısıdır efendim.
Bu vaka bana anne babanın, ebeveynin ağzından çıkan her sözün nasıl da önemli olduğunu canlı örneğiyle tekrar gösterdi işte. Hayat dedim, hayat işte…
Bazen bir tek cümle bir ömre bedeldir.
İnsan insana şifadır, ağzımızdan çıkana azami gayret gösterebilmek dileğiyle, esen kalınız…