Blog
Modern çağ ve bağımlılıklar

Modern çağ ve bağımlılıklar

Ailesinin onu bakımevine getirmesinin üzerinden bir koca yıl geçmişti.

İlk zamanlar burada nasıl vakit geçiririm? Ne yapsam da çıksam, nasıl kaçarım? Fikirleri kafasında döndü durdu. Çıkmalıydı, burası onun yeri değildi derken işte insan ömrünün koca bir dilimini, bir yılını geride bırakmıştı. Artık iyileşip çıkma fikrini besliyordu içinde A.

“Daha iyi hissediyorum.” diyordu. Çevresindekilere yardım ediyor, küçücükken yaşadığı tüm o çirkinlikleri unutmaya çalışıyordu. İnsan olduğunu daha yeni yeni anladığını söylüyordu.

Sokaklarda yaşadığı zamanlar, 11 yaşından itibaren geçirdiği şok deneyimler, aynı evde yaşadığı adamlar, henüz çok çocukken edindiği tecrübeler burnunun direğini sızlatıyor, göstermeden mendiliyle göz yaşlarını silmeye çalışıyordu.

Evet. Bu tam da bir acı gerçek. Hem de bizim gerçeğimiz. Bunlar bizim çocuklarımız. Onlar geleceğimiz. Onlar da insan…

Anne, baba, öğretmen, dayı, dede, amca, ebeveyn. Ne derseniz adına deyin. Kendimizi de sorgu lamamız gerektiğini düşünüyorum. Aceleci, inatçı, doyumsuz, öfkeli, vicdansız, merhamet yoksunu, tüketici çocuklarımız var bizim. Sınırlarının sonsuz olduğunu düşünen, medyanın kuklası, kendini arayan çocuklar bunlar. Modernizmin çocukları.

Modern çağın getirdiği yeni yaşam düzeni bize bir sürü bağımlılık türünü tanıttı.

Yakın geçmişte bağımlılık deyince sadece, eroin, kokain, esrar, hap, kafa buldurucu düşünülürdü. Son yıllarda ileri beyin tetkikleri sayesinde bağımlılığın davranışsal da olabileceği fark edildi.

İnsanların, gencin, ergenin belli bir durum ve şarta da bağımlılık gösterebileceği kanıtlandı.ve bu durumun da beynin kimyasal dengesini bozduğunu da gösterdi.

Neler bunlar?

Aşırı olmak kaydıyla, yemek yeme, şans oyunları, spor yapma, temizlik, alışveriş, çalışma, cinsellik, teknoloji kullanımı, internet bağımlılığı ve daha nicelerini sayabiliriz.

Kişide bağımlılık geliştiğini nasıl anlarız? Bağımlısı olduğu düşünülen şeye karşı;

Sürekli ve aşırı istek duyma,

Onunla çok vakit harcama,

Başarısız kurtulma çabası,

Lazım olan sosyal ve mesleki aktivitelerden vaz geçme,

Zevk almanın azalması fakat kullanımın artması,

Elde edemediğinde kriz geçirmesi, öfke patlamaları şeklinde yoksunluk belirtileri….

Bunların ardında gelen suçluluk duygusu, kaygı, yorgunluk, tükenmişlik sendromu ve depresyon…

Bu ölçütlerden yalnız ikisinin olması bile tehlikenin çok yakın olduğunu kanıtlar. Aman dikkat!

Şimdi yazıma başlarken bahsettiğim hastamın bağımlılığının bunlardan farkı var mı? Tabi ki madde olarak, içme, kimyasal olarak var. Ama duygusal açıdan hepsi de zarar veriyor. Hele ki son zamanlarda konuştuğum genç arkadaşlara bakarsak, son dönemde maddenin yanına bunlardan birkaçının da eklendiğini gördüm.

İçimin sızısı bir hekim olarak hiç dinmeyecekmiş gibi geliyor. Özellikle küçük yaşta hayatın tokadını yediğini söyleyen hastalarımdan ben de bu arada çok şey öğreniyorum.

Beraber çalışırken anlat bana A…. Diyorum. Anlat ki, bir başka küçük yolunu şaşırmasın. Annelere anlatırken çocuğunuzun gözünün içine bakın diyorum. Ola ki çok çalışıp da eve geç gelen bir ebeveynse, aslında ihmal etmediğini düşündüğü bir ya da iki çocuk da evdeyse, ruhen anlamaya çalışın, yanlarında olun, eğer anne olarak çok da ihtiyaç yoksa çalışmaya ara verin diyorum. Bekleyin, görmeye çalışın, anne baba dede olduğunuzu hissedin, nazik olun, kırılgan bir ruhla karşı karşıya olduğunuzu bilin diyorum. Çocuğunuzun şiddetli eklem ağrıları, yoksunluk sendromuna girdiğini gösterebilir. Uykusuzluk, depresif ruh hali, öfke, sinirlilik, dalıp dalıp gitmeler, çok uyumalar….

İshal, terleme, nöbet geçirme belirtileri… onun elinde, bileğinde, kolun üst kısmında kendini yaraladığını gösteren jilet izleri. Sadece sabır yetmiyor, çok çok büyük bir hüsnü zan, sabır, hoş görü, kabullenmeye çalışan aile gerekiyor. Onu itmeyen, eleştirmeyen, kınamayan, ne olursa olsun onu düştüğü yerden kaldıracak bir ailesi olduğunu bilmesini sağlayın.

Ne kadar kolay söylüyorsun demeyin. İnanın ki, içim yanarak yazıyorum. Dualarınıza talibim ki, bu tarz özellikle küçük çocukları, on, on iki yaşından başlayan ve şu anda on sekiz yirmi olanları hayata tutundurmaya çalışalım.

Hem maddi hem manevi hem de sosyal açıdan hepimizi etkileyen bir durum olduğunu biliyoruz. Bana ne benim çocuğum değil diyemeyiz, hepimiz hepimizden sorumluyuz.

Esen kalın….

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir