Blog
Etiketlerken hiç düşündün mü?

Etiketlerken hiç düşündün mü?

Henüz hayatının baharında o. Cesur bir yürek. Tüm dünyaya kendini ifade etmek için savaşıyor.

Kavram kargaşası mı yaşıyor, kafa karışıklığı mı, yoksa gerçekten deliriyor mu?

İçinde büyütüp kimselere söyleyemediğini ortaokulda, hem de okulda, hem de evinden sonraki en güvenli alanında, hem de öğretmenim dediği kadından duyunca mı fark etti?

‘Ben demekki erkek gibi kızmışım, demek ki erkekmişim, demek ki boşuna kızlardan hoşlanmıyor muşum mu?’ dedi.

On üç yaşına dek her şeyiyle kızdı da, on üçünden sonra mı erkek olmaya karar verdi?

Ailesi, anne babası onu erkek gibi yetiştirmemişti, o sadece çok hareketliydi, hanım hanımcık bir kız değildi, ayıp kelimeleri çok kolay telaffuz edebiliyordu, erkeklerle maç yapıyordu, ama kız arkadaşıyla da oyun oynuyordu.

Sonra hastalanınca annesi onu doktora götürürdü, öyle olsaydı, eğer kız görünümlü erkek olsaydı doktor amca anlamaz mıydı?

Bir yandan öfke patlaması yaşıyor, bir yandan da ölmek istiyordu. Kaç kere elini kolunu çizmişti, kanatmıştı, canını yakmak istemişti, kimdi ki o? Neydi? Hilkat garibesi değildi, çirkin değildi, ama kız da değildi…

Ortaokuldaki o kadın öğretmenden duymuştu ilk. Dosyaları almak için laboratuvara beraber gidelim demişti öğretmen. Tamam deyip takip etmişti celladını N.K

Ne bilsindi ki, o kadının farklı emelleri olduğunu. Ne bilsindi ki onun kendisine böyle bir şey söyleyeceğini, ne bilsindi…

Tam da burada ağlamaya başladı. Hem de bağıra bağıra. Hem de elleriyle kollarını yolarak. Şu küçük cesur yürekli genç kız şimdi 18’in ortalarındaydı. Hayatının belki de en güzel yıllarıydı, ve o kendini bulmaya çalışıyordu…

İlk okula giderken arkadaşları ona güçlü olduğu için, hareketli olduğu için, düz duvara tırmanan halinden ötürü, sert konuşmalarından ötürü, Erkek Fatma diye lakap takmışlardı. Neydi hiç anlamazdı önceleri, adı Fatma da değildi ama lakabı o olmuştu. Erkek Fato… Biraz büyüdü. Hem anladı hem de itiraz etti, bağırdı onlara, bakın ben erkek değilim diye haykırdı. Ama dozlarını giderek artıran okul arkadaşları onu kızdırmak için bile olsa öyle seslenirken N. K ya, aslında beynini de etiketlediklerini bilemezlerdi. Kimse de bilmek istemezdi. Lafı güzafdı onların ki, şaka. Ama eşek şakasıydı.

Önceleri hep sustu, söylemedi kimseciklere. Kız olduğunu biliyordu çünkü. Aklına başkası hiç gelmemişti ki. Ta ki o laboratuvar saatine dek. ‘O anı hiç unutamıyorum’ dedi.

‘Hala geceleri uykuya dalmakta zorluk çekiyorum, kabuslar görüyorum, kan ter içinde uyanıyorum. Ve hemen hemen her gece altıma yapmış olduğumu görerek de çok utanıyorum.’

‘Seni seviyorum’ demişti kadın ona, bir tuhaf bakmıştı. ‘Ve biliyoruz ki sen de beni seviyorsun, sen de benim gibi kadınlardan hoşlanıyorsun’ demişti. Bağırdı burada N.K. koltuğunda oturmuş, elini yüzüne kapamıştı. Ve anlatmaya devam etti. “Elini üstüme doğru uzatınca korktum ondan, bakışları sanki yabancı bir kimse gibiydi, ben onu tanıyamadım orada. Hemen çekildim, kaçmaya çalıştım, ama beni arkamdan yakaladı. Dönüp yüzüne baktım, karnına hızla tekme attım, kaçtım oradan. İşte her gece rüyamda o laboratuvardan kaçarken yakalanıyorum ona.”

Ve bu olaydan sonra her şey değişmiş N. K için. ‘Acaba dedim’ diyor. Önceleri korkum vardı. Sonra da merakım. Kimseye bir şey demedim, ama ortaokulu bitirinceye kadar da çok korktum. Hep saklandım ondan. Gizli gizli bana bakarken yakalıyordum onu. Önce hep kızdım, sonra da ilgimi çektiğini fark ettim. İnternetten aradım, bu konu hakkında bir sürü şey buldum. Bir sürü videolar vardı ve ben her gün gizli gizli onlara bakarken buldum kendimi.

İşte şimdi de buradayım. İki yıl geçti üzerinden. Annemlerin yeni bu durumdan haberi oldu, çünkü yazışmalarımı gördüler. Ve benim kız arkadaşımla olan yazışmalarımı okudular. Zaten annemle hiç anlaşamazdık. Herşeyime karışır ve kavga eder. Baskı yapar. Ona göre herşey günahtır. Bu da öyleymiş. Beni her yere, doktora, psikiyatriye götürdüler. Çünkü ben kendi cinsimden hoşlanıyorum dediğim için. Sen normal değisin dediler, önce evden kovdular. Dışarıda yattım, sokaklarda kaldım. Akadaşlarda uyudum. Kendimi sorguladım. Kavga ettim. Küfür ettim. Ama içimdeki sıkıntıyı atamadım. Şimdi evdeyim. Hiç konuşmak istemiyorum. Ne yapacağımı da bilmiyorum. Yıllarca insanların bana biçtiği kıyafeti denedim işte şimdi. O kadının bende gördüğü ışığı ben de görmek istedim belki de. Korkuyorum, ama çok korkuyorum. Bana yardım edin ne olur, bu düştüğüm durumdan kurtulmak istiyorum. Kimim ben, neyim, ne için yaşıyorum? Neden böyle oldum ki, zaten böyleydim de ben mi şimdi gördüm…hıçkırıklar, çaresizlik, öfke, hüzün, korku, hepsi de vardı bu konuşmanın içinde…

Bakın bir etiketleme nasıl da işliyor beyni. İğreti de olsa üzerine giydiğin kıyafetin şeklini alıyorsun işte. Anne ile güvenli bağ kuramamış bir kız, mükemmel isteyen bir anne babanın çocuğu olmak, var olan ama evde yok olan bir babaya hasret olmak, henüz daha akıl baliğ olmadan suistimale uğramak, akran zorbalığı…hepsi içinde bu olgunun. Ve etiketlemenin gücü….

Ağzımızdan çıkarken ne söylediğimize dikkat etmenin en önemli olduğu bir zamanda yaşıyoruz. Ve görünenin ardındaki acı gerçeklerin varlığını biliyoruz. Ne çocuğunu ne arkadaşını ne de sevdiğini etiketleme, önce kendine bak, önce kendine söyle, önce kendi kusurunu gör ve lütfen susmayı da öğren…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir