Blog
    İçimdeki boşluk hissi ve bulimia

    İçimdeki boşluk hissi ve bulimia

    Ayşe 10 yaşında. O gün okuldan çıkıp eve geliyor. Annesine okulda yaşadıklarından söz etmek istiyor. Ama annesinin hep bir işi var. Onu hiç görmüyor ve hatta duymuyor bile. Sadece anneliğin yemek yedirmekle ilgili olduğunu düşünüyor. Annesi ona sık sık kendisine engel olduğunu söylermiş. Akademik kariyerini kızı yüzünden yapamadığını söyler, Ayşe’yi yalnız bırakırmış. Zaten hatanın başı da buradan başlıyor işte. Bakın senaryo nasıl ilerliyor. Bir hayata nasıl da engel olunuyor…

    Anlatmaya devam ediyor,(küçük kız ağzıyla) şimdi karşımda koltukta oturan ve tıpkı annesi gibi öğretmen olan hastam. Şu anda tam 24 yaşında ve matematik öğretmeni. AYŞE ÖĞRETMEN…

    Yalnız ve huzursuzum.Her zaman okuldan geldiğimde yaptığım gibi televizyon karşısına geçiyorum. Ve TIKINIRCASINA yemeye başlıyorum. Önüme ne gelirse yiyorum. Sandviçler, kurabiyeler, daha neler neler… Doysam bile annem beni görene kadar devam ediyorum. Yiyorum ve daha çok yiyorum. Çok tokum. Karnım da ağrımaya başladı. Sonra annemi duyuyorum. Akşam yemeği hazırlamak için mutfağa gidiyor. Yüzü buruşuyor Ayşe’nin,burada, acı çektiğini anlıyorum. Ne oldu? Diye soruyorum.

    Akşam yemeği zamanı. Ve ben okuldan gelince yediklerimden dolayı çok tokum. Masadayım. Sessizce bekliyorum. Annemin vereceği komutu… ”Ye durma hadi. Tabağındakiler bitecek. Sana bunu pişirmek için çok yoruldum. Yemezsen görürsün sen.” Ağlıyor. Mendil istiyor. Tıkanırcasına ağlıyor. Ah başladı başladı işte. Taaa o zamana gitti. Anılarla yüzleşme vakti. Orada masada sessizce otururken ne hissediyorsun? diye soruyorum yumuşak bir sesle. Tamamen çaresiz hissediyorum. Annem çok iri, çok kilolu, çok yüksek sesli ve güçlü…hiçbir şey söyleyemiyorum. Cevap versem yanlış anlayacak ve daha da bağıracak. Sessizce yemeğimi ağzıma tıkıyorum. Devamlı su içiyorum. Su içip yemeği yutmaya çalışıyorum. Aslında sadece bana sorsunlar istiyorum. Günüm nasıl geçti. Nasılım. Onlara okulu anlatmak istiyorum. Ben orada sadece babamla kalmak istiyorum. Annemden korkuyorum. Hatta babamın da annemden korktuğunu hissediyorum… Annem hiç dinlemek istemiyor. Tek söylediği ”brokolini bitir.” Sessizce ağlıyor. Çok çaresizim. Her akşam masada kavga var. Babam abimle bağırışıyor. Annemle kız kardeşim kavga ediyor. Onlara içimden durmalarını söylüyorum. Ama sesim çıkmıyor. Benim farkımda değiller. Ne olur başka şeylerden konuşalım dediğim bir anda annem yüzüme tokat atıyor. Ağlayarak odama gidiyorum. Kapımı hiç açmayacağım size…

    Ayşe hep annesine mükemmel görünebilmek için çalıştığını hatırlıyor. Anne baskı kuruyor, kontrol ediyor, ama ailesinin mutsuz hayatını değiştirecek etkiyi oluşturamıyor. O da çaresiz. Küçük Ayşe ”MÜKEMMEL olması” gerektiği düşüncesinin ne kadar ağır olduğunu fark etmeye başlıyor. Çocuk yüreğiyle annesinin onayını kazanmanın tek yolunun bu olduğunu düşünmeye başlıyor. Sürekli onların ne istediğini ANLAMAYA ve sonra da OLMAYA çalışıyor.

    Ve kusmaya başlıyor. Ne kadar çok baskı hissederse o kadar çok yiyor ve kusuyor. Bir yandan da korkuyor. Ya fark ederlerse diye? Ya anlarlarsa… Ve Ayşe bir kısır döngünün içinde kendini buluyor. Kendini çaresiz bir kurban gibi hissettiren bir kısır döngü. 10 yaşından itibaren başladığı kusma ve yeme ritüeli hiç bitmiyor. Ve artık bu duygu ailesinden öğrendiği ve bütün hayatı boyunca tekrarladığı bir duygu olacaktır. Ta ki bugüne kadar. Zaman zaman bu halinden kurtulmaya çalışmış. Annesi fark edince hemen bir doktora onu götürmüş. Sonra da psikoloğa. Sonra da terapiye. İşte şimdi 24 yaşında bir öğretmen. Ve çaresiz hissediyor. Artık kurtulmak istiyorum diyor. Onun tıka basa yemek isteğini hangi duyguyla bağdaştırdığını düşünmesini istiyorum. Biraz bekliyor. Ve cevap veriyor. ”yalnızlık ve boşluk hissim çok kuvvetli. Mutfakta hep o hisle dolaşıyorum. Sonra yiyorum. Ağzımdan mideme inen yemeğin tadı bile yok. İğrenç geliyor ama yiyorum. İçimdeki boşluğu doldurmam lazım. Ama doyduğumu hissedince de şişman olmak istemiyorum diye düşünüyorum. O zaman mükemmel olamam ki. Panik duygusu geliyor hemen ve yediklerimden nasıl kurtulurum diye düşünürken banyoya koşuyorum. Elimi boğazıma atıyorum. Boşluk yakalıyor beni yine. Korkuyorum. Ama kusuyorum. Kusuyorum. İçimdeki boşluk duygusu ve yalnızlık tekrar geliyor… Annem bana hep aptalsın dedi. Hep kilo alacaksın şişkosun seni kimse beğenmez dedi. Bana çok kötü davranıyor. Onun hoşuna gitmiyorum ama o benden daha şişman… Küçük Ayşe yıllarca içindeki boşluğu doldurmak amacıyla yemiş ve kusmuş. Tipik bulimik kişi.  Öyle bir zaman gelmiş ki artık yiyemez olmuş. Zaman zaman hastaneye yatmış. Ama gerçek dışı olan şişmanlama korkusu hiç yakasını bırakmamış.

    Mükemmel olabilme ve zayıflık eş kefeye konmuş. Ve annesinin onu belki zayıf kalırsa seveceği hissi ağır basmış. Ama anneye hep içten içe de kızmış. Önce tıkınırcasına yemiş. Ve sonra her şeyi kusmuş. Ebeveynine gününü göstermek istemiş. Farkında olmadan. Kendince böyle bir yol bulmuş. Tüm bulimik kişiler gibi. Her şeyi gizli saklı yaptığı için annesinin baskınlık kurmasına ve kontrol etmesine izin vermediği özel alanı olmuş burası onun. Ve işte hayatımızda olan, yaşayan, belki de çok başarılı olan, mükemmel olduğunu düşündüğümüz çoğu kişinin perde arkası bu tablo… Ağzımızdan çıkana, beden dilimize, kontrol kurma isteğimize dikkat etmeli ve çocuklarımızın bizim uzantımızmış gibi hissetmelerine izin vermemeliyiz. Bazı şeylerin telafisi zordur unutmayalım…

    Sevgiyle…

    Bir yanıt yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir