Blog
    Korkudan korkuyorum doktor…

    Korkudan korkuyorum doktor…

    Korkmak istemiyorum artık. 35 yaşındayım ve her şey beni korkutuyor. Böcekten, kediden, soğuktan sıcağa varıncaya dek aklınıza ne gelirse… Özellikle de son zamanlarda işim gereği sunum yapmam gerekiyor. Ve ben aşırı derecede bu durumdan rahatsız oluyorum… Bu şekilde şikayetle gelen tıbbın içinde olan bir meslektaşım. Ona dışarıdan baktığınızda belki çok özgüvenli bile zannedersiniz. Tıpkı bir sürü insanın kendini gizlediği gibi. Maskelerimizin altında neler olup bittiğini hiç bilmeyiz. Oysa insan içiyle ve dışıyla insandır. Hele o yüreğindeki yangını saklayabilen biriyse onun ızdırabını anlayabilmek çok zordur. Sendromlar ortaya çıkıncaya kadar kendini gizlemeyi başarır…

    H.K; Bir tıp doktoru. Fonkisyonel tıpçı. Sağlıklı beslenmede çok iyi. Hem çevresine hem de hastalarına çok faydalı bir hekim. Ya kendine? Babası da doktordu. Ve onun cerrahi branşı seçmesini istemişti. Ablası cerrahiyi seçmişti. Babası abladan çok memnundu. Ve bunu her ortamda dile getirirdi. İki kardeştiler. İki kız. Ama ilk çocuk kız olunca ikincinin erkek beklentisi olmuş ailede. Ve H.K bunu bilerek, duyarak, ezikliğini hissederek yaşamış. Sanki ortada bir suçlu varmış gibi. Sanki üzerine bu yükü alması gerekiyormuş gibi. Ama hep üzülmüş, neden erkek değilim diye. Ve hep ailenin en değersizi gibi hissetmeyi başarmıştı. Kim bilir belki onlar da bunu öylece söylememişlerdi ama ikinci çocuk ve erkek olması beklenen çocuk olarak H.K bunu hep hissetmişti. Şimdi de herkesin onu bir aptal olarak gördüğünü düşünüyor ve işin içinden çıkamıyordu. Kendini artık zor saklar olmuştu. Ve öyle bir hale gelmişti ki, kendi kimliğinden şüphe ediyordu. Babasının küçüklüğünden beri çevreye ve ona söylediği yarı ciddi yarı şaka erkek olsaydın keşke ifadeleri acaba onu kavram kargaşasına yöneltmiş miydi? Babası erkek olsa onu kabullenir miydi? Ve gerçekten erkek gibi mi hissediyordu acaba? Çünkü kısacık saçları, hiç makyaj görmemiş yüzü, daha çok spor kıyafetleri tercih etmesi kendi kız arkadaşları tarafından da küçüklüğünden beri ” erkek gibi kız, erkek Fatma ” lakaplarına maruz bırakmıştı onu. İşin bu yönü de şimdiki durumuna başka bir yönden açıklık getirebilirdi.

    Şimdi bakınca çocukları suçlamıyordu. Çünkü kızlar onunla oynamak isterken o hep babasının gözüne girebilmek için erkek gibi olmak istemiş, erkek gibi giyinmiş öyle de konuşmuştu. H.K bunu tercih etmek zorunda kalmıştı. Çocuk kalbiyle…

    Ergenliğinden beri bu karmaşayı yaşamış ve gizlemişti herkesten. Zaten her şeyden ve her kesten korkar biriydi. Bir de düşündüklerini ama sadece düşündüklerini söylese ne olurdu acaba? Ya babasının azıcık da olsa sevgisini hiç kazanamadığını düşünürken onu da kaybederse? Bu da başka bir korkusuydu zaten…

    Bu durumda H.K nın korkuları sadece sosyal ortama ait  değildi. Kendi cinsiyle de ilgili kargaşa yaşıyordu. Ve tüm bu yaşadıklarının altında erken dönemde yaşadığı çözümlenmemiş incinmeleri saklıydı. Kendiliği yaralıydı. Kendisi incinmişti. Ve sesini küçüklüğünden itibaren çıkarmamıştı. Hayır dedi kendi kendine çıkaramadım. Çünkü ailemin benden utandığını düşündüm. Benim söyleyeceklerimin onlar için önemi olmadığını kafama koymuştum bir kere. Değersiz hissediyordum. Çünkü işe yaramazdım. Ablam iyiydi. Başarılıydı. Ben onun arkasından gelen orta vasat bir küçük kardeştim. Erkek olmayı bile başaramayan bir insan…

    Bakın çarpıtılmış düşünceyi görüyor musunuz? Sadece ailede erkek çocuk beklentisinin, belki de içindeki isteği dile getirirken kızının duygularını bu denli incitebileceğini düşünmeyen bir babanın gafletinin sonucuydu karşımda oturan yaralı kimlik. Hem de okumuş, doktor olabilmiş fakat buna rağmen değersizlik hissini katlayarak içinde büyütmüş bir insandı H.K…

    Ne mi yaptık?

    H.K yı çok güzel dinledik. Önce onu çok iyi anlamaya çalıştık. Ve her geldiğinde de anlatmasına izin verdik. Bu onun önce fark etmesini sağladı. Tüm hayatı boyunca yaşadığı bir güven sorunu vardı. Bunu fark etti.

    Dedik ki ona; kim olursa olsun kaygı bozukluğu yaşayanların önce hekimine güvenmesi gerekir. Ve terapide ilk adım buradan başlar. Güvenilir, samimi, yargısız ve işbirliğine dayanan bir ilişki kurulunca hasta kişi umudunu hatırlar. Ve olumlu bakmaya başlar.

    Öyle bir hale gelir ki kaygı uyandırıcı durumlarla yüzleşmeye başlar. Ve otomatik olarak hissettiği kaygıya dayanmayı öğrenmeye başlar ve bunun için gerekli özgüveni içinde hisseder. Ve değişim onun için başlamıştır. Yalnız yol uzun bunu bilerek ve sabırlı olarak yola devam etmek gerektiğini yola beraber çıkanların hatırlatması iyi olur…

    Kaygı hissettiği için kaygılanmak

    Korktuğu için öfkelenmek…

    Kendine ve hekimine güvenen birisi için bu kavramları bir kenara koyabilmek mümkün…

    Ümit her daim yanınızda olsun…

    İnsan insana şifadır…

    Bir yanıt yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir