Blog
    Acı ve hayatın anlamı

    Acı ve hayatın anlamı

    İki haftadır yoğun acıyı yaşıyorum. İzliyorum. Anlamaya çalışıyorum.

    Hastanedeki sessiz bekleyişimin 14. günü.

    ‘Tüm hastalara acil ve hasarsız şifalar diliyorum’ derken 7 Mayıs’ta bir başka acı haber geldi. Mescid-i Aksa ve İsrail yıkımı.

    Bir insan neden bir başkasının dinine, ibadetine, yaşamasına engel olabilir. Kendileri zamanında soykırımı yaşamış insanların nedendir çocuklara, kadınlara, çaresizlere bu zulmü reva görmeleri?

    Hangi ilke, hangi dava, hangi din, hangi proje kutsal inançlara böylesi bir zulmü haklı gösterebilir?

    Yeryüzünde insanca yaşamak bu denli mi zor ki?

    İnsan neyi paylaşamaz, neden acıyı zorla yaşatmak ister? Bir minik bedeni kocaman bir adam neden parçalar? Nasıl canını alır? Bir çocuğu babasız hem de bayramda bırakmaya cüret eder?

    Dini, ideolojisi ne olursa olsun insan insana yakışanı yapmalıdır. Şu dünyada en şerefli yaratılmış mahlukat insandır derken en acımasızın da insan olduğunu gördük tekrardan.

    Acı nasıl bir anlam? Şu anda öncelikle Filistin’de yaşanıyor çokça. Pek tabi ki dünyanın her tarafında acıyı yaşayan insanlar var. Ve hayatın devam ettiğini, yaşamak için yemek de gerektiğini, susadığını, uyuduğunu, acıyı dibine kadar içinde hissederken akıp giden bir döngünün var olduğunu görüyor insan.

    İçimin acıyla yandığı tam 14 gün geçirdim. Ve hala da devam eden bir süreçteyim. Bir yandan korona, salgın hastalık, virüsün girdiği bir ailede nasıl tahribat yaptığını hem yaşıyor hem de anlamaya çalışıyorum. Ve hala ümit ederek bekliyorum…

    Bir yanda elem verici olaylar yaşanıyor, bir yanda da yeni canlar dünyaya geliyor. Hayat tazeleniyor adeta. Hala daha ümit var dercesine güzellikler de yaşanıyor. Bakın bayram geldi. İslam aleminin en büyük iki bayramından biri ve bizler önceden olduğu gibi belki evlere ziyarete gidemeyeceğiz ama olsun sağlık olsun da açık havada belki bahçede, sokakta, yakın temastan kaçınarak da olsa bayramlaşabileceğiz. Sağlık olursa ve bu sağlık hem ruhsal hem de fiziksel olarak olursa ala olur çünkü.

    Biz ülkemizde şu anda selametteyiz. Fakat Mescid-i Aksa yangın yeri gibi. Orası bizim de değerlimiz. Oradaki insanlar çocuklar aileler bizim de canımız. Duamız her an onlarla.

    Ne mutlu ki onlara vatanlarını, topraklarını şaha kalkarak koruyorlar. Korkmadan, çekinmeden, şehit olacağını bile bile direniyorlar.

    Rabbim insana kaldıramayacağı yükü yüklemezmiş. Ve mutlaka ki inananlara inayeti çok yakındır. Kapılar açanların en hayırlısı O’dur.   Ve elbette ki yardımı gelecektir.

    Sanıyor mu ki zalim zulmüne devam edebilir? Bilmez mi ki, insan sahipsiz değildir. İnsan insana şifadır. İnsan insanın celladı olmamalıdır.

    Acı insana öğretir. Şoku yaşar ve görürsün. Hayatın ne anlama geldiğini ve burada bulunuş sebebini idrak etmeye başlarsın. Geçecek dersin kendi kendine. Bu böyle kalamaz. Mutlaka bir çıkış yolu vardır. Tünelin ucunda bir ışık olmalı dersin. Ve beklersin. Yardımı beklersin…

    Elin başında, gönlün suskun duaya durursun. Susarsın, duyarsın, iç sesine kulak verirsin. Tam da dayanamıyorum dediğin bir anda bakarsın ki bir yardım eli uzanır.

    Huzurda olduğunu hem de her daim huzurda olduğunu unutmazsan, Rabbinin seni gördüğünü ve gözettiğini ve de sevdiğini bilirsen işin bir tık daha kolaylaşır.

    Sevildiğini ve yalnız olmadığını hissedersin. Tıpkı en acıyı yaşayıp da gönlüne bir ferahlık geldiğini anladığın zaman ki gibi. 

    Filistin de ve oradaki tüm insanlar da yalnız değil. Bunu biliyorlar.

    Tıpkı türlü dertlere maruz kalanların da yalnız olmadığı gibi. Acıları hiç dinmeyecekmiş gibi olanlar da öyle. Hasta olanlar, savaşta olanlar, kavgalı olanlar, çaresiz hissedenler de öyle…Bekleyin Rabbin yardımı yakındır…

    Yunus Emre ne güzel der;
    Sevmekten geri kalma,

    Yapan ol yıkan olma, 

    Sevene diken olma,

    Gülü incitme gönül…

    Bir yanıt yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir