Blog
    Ölüm

    Ölüm

    Ansızın gelir. Ağızların tadını bozar, seni bir güzelce silkeler, haddini bil der, acı acı deneyimlemeni sağlar. İçinden sürekli Rabbim sen yardım et der ve susarsın. İsyan etmekten Rabbimize sığınırsın. Senden geldik yine sana döneceğiz biliriz Rabbim, ama bu da çok yakıyor, çok acıtıyormuş, bir daha görememek idraki beni böyle hassas yapıyor, Allah’ım sana karşı değilim der ve yine susarsın.  

    Sözün bittiği yer, sesin çıkmadığı, sükunetin tavan yaptığı, sessizliğin tedavi ettiği yerdeyiz.  Öyle bir deprem ki kaç binleri uykuda aldı “ Haydi gel gerçek aleme” dedi. Sustuk, nutkumuz tutuldu. Ve depremin ne kadar büyük bir acıya yol açtığını tekrar tekrar izledik. “Akıllanmayı nasip eyle Rabbim” dedik.

    Herkesin bir depremi vardı oysa. İçindeki depremi herkes kendi yaşardı. Ve yaşıyor da.  Kimi aileden şiddet görüyordu, kimi ensesti yaşıyor ve susuyordu, kimi kan kusuyor kızılcık şerbeti içtim diyordu…

    Ne çok susan, içine atan, acısını göstermeden yaşayan da vardı. Ve deprem oldu. Bir an bütün acılar ötelendi, bir an belki de en fazla bir hafta sosyal medyadan izlendi, ağlandı, yavruların anne babasız kalışı, anne babaların ciğerlerinin yangını konuşuldu. Ne çok ihmal edildi dendi, söylendi, suçlu arandı… Ve yine susuldu. Acıların insana nasıl öğrettiğini görerek susuldu. Hani ölüm sessizliği denir ya, işte oydu ülkemize hakim olan.

    Ve başka başka yerlerde de depremler oldu, insanlar acının nasıl da bağırlarına oturduğunu yaşadılar. Ve günlük yaşam devam ederken, insan şoku da içine sindirmeye başladığını gördü.  Başka sebeplerden de bir sürü giden ve arda bırakılanlar da her gün tekrar tekrar yaşandı. İnsan biliyordu ki ölüm hak ve gerçekti ve her nefis bir gün ölümü tadacaktı.

    Dün gündüz, çok sevgili dostumla,  bir konuda istişare ettik,  insanlarımız için. Sonra bir saat içinde mesaj geldi ondan.  Tedavi ve terapi odasındayken mesajlara bakamıyorum. Mesajı göz ucuyla okudum; “Annem vefat etmiştir, dua bekliyorum.” Rabbim ne kadar hızla değişir ve dönüşür insan… Sen bize merhamet et dediğimi hatırlıyorum.

    Hastamı yolladım, benim annemle olan depremim direk geldi gözümün önüne. Acı yumruk attı boğazımın ortasına. Ya dedim, anneciğim, bir dostun da ciğeri yandı. Hem de işte tam da şu anda… Rabbim sana geliyoruz, yardım et arkadaşıma, arda kalanlar çok zorda kalanlardır. Biliyorum, hem de çok yakından bilirim. Sevgili dostumun annesi, canım teyzem, emanetini eminim ki tertemiz teslim etti Rabbine. Anadolu Üniversitesinden mezun olan bizim insanımız temizdir. Saftır, durudur. Samimi insandır.

    Arda bıraktığı evlatlar, torunlar işte onlar arda kalanlar. Biliyorum ki çok zor, bilirim ki deprem de çok zordu. Ve depremde de hayatın ta içinde de hep arda kalanlar ve gidenler olacaktır. Hepimiz insanız ve her birimizin acıları da onu yaşayıp kabul edişi de farklı farklı oluyor.

    Arda kalıp acıyı sindirip ölümü kabullenmek kolay olmasa da Rabbim yardım edecektir. Bunu da biliyoruz çok şükür.  Hepimizin kendi depremi de içimizde yaşanıyor.  Ve acı öğretiyor. 

    Bir yanıt yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir