
Önce zarar verme
Burası Bursa’da tarihi bir hamam.
Tıklım tıklım. Bir büyük salon ağzına kadar dolu, kafeterya amaçlı kullanılan havuzun olduğu ara da tam dolu ve diğer dış salonda da durum aynı. Yıllardır burada ihtiyaç olduğunda sağlıklı beslenme ve aile içi iletişimle ilgili seminer veririz, aşina olduğum bir yer ve bugünkü kalabalık farklı geldi bana. Gelen oldukça tanınan biri diye düşünüyorum. Tanınmış ünlü yazarlar, bilim adamları, tarihçiler geldiğinde bu kalbalığın yanına bile yaklaşmadı çünkü.
Geçtiğimiz mart ayı başlarından bahsedeceğim size. Hani pandemi ilan edilmeden önceki hafta. Burada bir seminer olacak dediler, bir sürü hastamdan duydum. Kişiyi öğrenmem gerektiğini düşünüyorum. Sosyal medyada dolaşan yazılarını hastalarım bazen bana atarlar ve düşüncemi sorarlar. Karamsar ve tehditkâr bulduğum üslubun sahibesini merak ediyorum. Bilimsel olmadığını düşündüğüm, dini tabirleri çok fazla kullanarak halkı etkilemeye çalışan bu kişinin hakkında çok da bilgi yok. Sadece yazıları var ortada. Ve okuyup da korkan insanlar…
Hamam çok kalabalık. Üç salonu var buranın. Bir büyük, iki küçük. Büyük salonun henüz program başlamadan iki saat önce dolduğunu görevliden öğrenince, merakım daha da arttı. Ortada dolaşan virüs haberlerine göre bu kalabalık aslında olmamalıydı ve ben de burada olmamalıydım. Henüz ülkemizde salgın yok yine bizi es geçer gibi düşünüyorduk sanırım. Maalesef düşündüğümüz gibi olmadı.
Çay içilen salon, yan salon da tıklım tıklım olunca, haliyle kenarda beklemeyi tercih ettim. Bu kalabalığın toplanmasına vesile olan kişi konuşmasına başlamış. Tabi ki ben çok uzaktan izlemeyi tercih ediyorum. Bir telaş var ortamda, dışarıya ve diğer salona da ses sistemi kurdular. Hadi dedim, bari sesini duyarım.
İlk duyduğum; Bacılar, kandırılıyorsunuz! Diye bağıran bir kadın sesiydi. Sanırım yanlış duyuyorum dedim. Öyle bir kalabalık düşünün, havuz başında, masalar etrafında ve yerde oturmuş olanlar. Ben şaşkınım. Bir yandan tedirginim, çok insan kalabalığı var diye, bir yandan da virüs, havasızlık. Tam en uçta, kapı kenarındayım. Dinliyorum.
Ses devam ediyor, bağırıyor: “Açın kulağınızı da dinleyin. Uyutulmayın. Deterjanlar sizi hasta ediyor. Aşılarla sağlığınızı tehdit ediyorlar. Sakın aşı yaptırmayıııınnnn… Bakın hamileyim ve çocuğum doğunca ne aşı yaptıracağım ne de bez kullanacağım. Yıkayın, alın pamuklu bezi yıkayın, hazır bez kullanıpta çocuğu hasta etmeyin. Siz de kullanmayın. Harama girmeyin, günaha dalmayın, ilaç kullanmayın. Uyanın, hasta oluyorsunuz. Yiyeceğinizle oynuyorlar, aklınızı başınıza alın.”
????
Ben yazılardan aşina olduğum kelimeleri tanıdım lakin burada bu kadar insana bunları anlatacağını düşünmedim. Hala diyorum ki, yanlış mı duyuyorum. Biraz insanlar ortadan çekilince, büyük salona ilerleyip, kapıdan duruma bakmak istedim.
Kapının en sonundayım, masayı gördüm. Ortada oturan kişi, yanında iki kişi ve masanın üzerine oturmuş üç kişi daha. Ayrıca kürsüde yerde oturmuş kadınlar. Projeksiyon aletini aradım, slayt aradım, göremedim. Zaten de beklemiyorum artık. İşin rengi belli oldu. Korku salmak, kafa karıştırmak, dini hadisi kullanarak insan toplamak. Bilimsel değil karamsar seminer..
Ve oradayken melatonin dediğini duydum. Hani bizim uykuda etkili hormonumuz. Ve epifiz bezi dedi. “Vay” dedim, “tıbbi konulara da vakıf.” Üçüncü göz kelimesini de duyunca, bir seminerimde dinleyicinin bana sorduğu şu soru aklıma geldi. Epifiz bezi ile ilgili enerji çalışmaları yapılıyormuş, bizim epifiz meğer ünlü olmuşmuş. Hani bilinçaltıcı gruplar vardı ya, onlar bu bezi çok severmiş.
İki kelime öğrenip de bilmeden işin ehli olduğunu sananlar, ömrünü bu küçük bezin fonksiyonlarını kanıtlamak için harcayan bilim adamlarına hiç mi saygı duymazlar acaba?
Orada gayrı ihtiyari; söylediği bir şeyin yanlış olduğunu duyunca, biraz da sesli olarak ettiğim sitemi yanımdaki iki dinleyici duymuştu. Sesimi duyurup da konuşana ulaşamayacağımı o anda anladım. Öyle bir çevreledir ki beni, ne olduğumu şaşırdım. “Ne diyorsun sen?” dedi kadının teki.
-Yanlış konuşmakta dedim. Melatonin hormonu hakkında yanlış bilgi veriyor, zira oradan buradan duyduğunu size aktarıyor. Bilimsel olarak kanıtlasın, görsel ve slayt göstersin öyle inanın dedim.
Ve dinlemediklerini görsem de iki kelime söyledim, zira üstüme gelmeye başladılar. Hani insan linç edileceğini düşünür mü? Derseniz, o anda öyle hissettirdiler bana. Öylesine inanmışlar, bu kişi ne söylese baş tacı etmişlerdi. Sanki hipnotize olmuş gibilerdi. Bu tarz insanlara bir şey yapamazsınız. Bunu öğrenecek kadar tecrübeli olmuştum artık. Zira siz ne kadar güzel anlatsanız da konuştuklarınız ancak onların anlayabildiği kadardır.
Yanlış bilgi veriyor, tekrar araştırın diyerek, ayrıldım homurtulu seslerin arasından.
– Bacılar uyanın, kadınlar uyanın, kandırılıyorsunuz, uyuyorsunuz…
Hızla çay salonunu da geçip bir dışarıdaki alana attım kendimi.
Bekledim orada, gitmem gerekiyor fakat nasılsa konuşmacı buradan geçecek ben de ona sorma fırsatı bulurum diye safiyane bekledim. Bir büyük patırtı koptu içerden, dalgalanan kalabalıkta 17 yaşlarında bir kız çocuğunu iki üç kişi taşıyordu. Sağlıkçı olmak zordur, koştum hemen, yatırdım oradaki koltuğa. Üstünü başını biraz rahatlatıp, nabzına baktım. Zor nefes alıp veriyor, kalple ilgili bir sorunu olduğunu anlayıp, hemen ambulans çağırın dedim. Yanındaki ablası olduğunu söyleyen kıza da sorunca, aort yetmezliği olduğunu öğrendim. Tabi ki kız içerde duyduklarını hazmedemedi ve kalabalık ortam panik atak geçirmesine zemin hazırladı. Burada böyle bir tanısı olanın işi yoktu dediğimde, yanlış yaptık bir kere oldu diye bir cevap geldi abladan. Korktu dedi, hem de çok korktuk…
Neyse ki acil servis hemen geldi, panik atak hastaneye ben de evime yönlendim.
Zira program bitmişti fakat konuşmacı hanım soruları almak istememişti.
Benim o günden aklımda kalan ne mi oldu; uyanın bacılar, kandırılıyorsunuz diyen bir kadın konuşmacı, sanki eski zamanlarda yaşamak istermiş gibi avama hitap edermiş gibi, uluorta sarfettiği korkutucu sözler. Tek aklımda olan, aynen virüs gibi içimizde olan tehlike.
Uyanalım dostlar lütfen, gerçekten uyanalım. Doğru bilgiyi doğru insanı görelim.
Ön yargıdan uzak, doktor karşıtı bu insanlara karşı lütfen uyanalım.
Ne diyoruz; önce zarar verme….