Blog
    İnsan nasıl yaşar

    İnsan nasıl yaşar

    İnsan; koca bir alemi içinde barındıran.

    İnsan; en ağır yükleri sırtına yüklenen.

    İnsan; yaratılmışların en özeli en şereflisi.

    Bu dünyada neler olup biter ve tüm acılara savaşlara rağmen yine gün döner akşam olur. Eğer varsa yatacak yeri, kafasını yastığına koyar insan. Düşünür. Belki güler, belki ağlar, söyler, iç sesini dinler, muhasebe eder. Tüm iç acıları ve sevinçleriyle yine güne başlar.

    Savaşlar, ölümler, yenden doğmalar, ötelere alıp başını gidenler…

    Peki, insan ne ile yaşar? İnsan nasıl yaşar? İnsan ne için yaşar ki? Şu yaşadığı ortamda yalnız mıdır? Yaşamak da bir ekip işi midir acaba? İnsan insana ihtiyaç duyar mı?

    Öyle can yakıcı sorular ki bunlar. Öyle derin ki cevapları.

    Hayatının anlamını bulmaya çalışan insan, belki de en sevdiklerini teker teker ahrete yolcu edince aklı başına mı gelir acaba? Her bir ölüm, her bir kayıp onu taaa derininden sirkeler de şöyle bir kendine gel der mi, insan fark eder mi acaba?

    Hayatta ki yolculuğumuz sınırlı. Saatlerimiz belirli. Her bir kişi bu hayatta kendine biçilmiş rolünü oynuyor dünya denilen sahnede. İyiler hep içimizde kalıp hatırlanırken sıkıntı çıkaran, düzeni bozan, kötü rolü kendine yakıştıranlar silinip gidiyor aklımızdan.

    12 yaşındayken çok sevdiğim anneannemi, bir gece önce gülüp söyledikten sonra sabah ahrete yolcu etmiştik. Bir gün de çok şey değişmişti. O zaman acının şiddetiyle ağlayan anneciğimi ve teyzelerimi görürdüm. Çocuktum ama çok çok üzüldüğümü hala hatırlıyorum. O günlerde evimizin aile büyüğü olan bir teyzemiz vardı. Ayşe teyzem. O geldi ve dedi ki annemlere; ” Kızım farz etki kırk gün kadar her gün bir mum yanıyor. O mumlar, her gün bir tanesi sönerek devam edecek.  Kırk gün sonra o tek mum hala yanacak ve ömür boyu onun sızısını duyacaksın. Anacığın hep hatırında olacak, ama güleceksin de yiyeceksin de çalışacaksın da.”

    Şimdi kendime bakıyorum. Bana yas için gelen, kaygı bozukluğu, depresyon, panik atak gelişmiş olan hastalarım vardı. Onlarla terapi ve tedavi sürecindeyken en fazla 4 aydan sonra hayatına idame edememenin verdiği sıkıntıları toparlamaya çalışırdık. Şimdi kendime bakıyorum, izliyorum. Toplam 27 gün önce benim için anlamı arkamdaki kocaman dağım olan annemi, bayram sabahı ebedi yerine yerleştirip evime işime geri döndüm. İnsan dedim bu süreçte kendime. İnsan her türlü acıyı da yüklenirmiş. Dualarımız vardır ya. Allah kaldıramayacağımız yükü vermezmiş diye. Hep ona güvendim. Demek ki hayal gibi olan acılar da yaşanıyormuş. İnsan bu süreçte yanında olan, iki kelimeyle ona destek olana ne denli ihtiyaç duyarmış onu yaşadım. Ekip olarak yaşadığımızı fark ettim. Tek değilsin dedim kendime. İnsan ekip olarak yaşar. Ekip işidir yaşamak. Acıların da sevincin de paylaşıldığını bilsen de çok yeni olunca ve çok yeni deneyimleyince acıyı daha iyi anlıyorsun demek ki.

    Benim işim insanla zaten. Genelde hep acılı endişeli ve kaygı dolu olduklarında bulurlar beni. Bazen öyle ufak olayları dert ederler ve hasta olurlar ki, onlara her şeyin gerçekten bomboş olduğunu önemli olanın akıl sağlığı ve beden olarak da sağ olduklarında altından kalkamayacakları işin olmadığını söylerim. Yaşadıkları anda kalmalarını salık verirken duygularını ve düşüncelerini yönetebilmelerini de öğretmeye çalışırım. Geçmişte yaşayıp tedavi olamayız. Geleceği de ne getirir bize bilmiyoruz. Hepimiz şu anda yaşıyor ve acımızı da kederimizi de sonuna kadar duyuyoruz.

    Ve bu süreçte insan yanında güvenilir olan ve ekipten olan insanları arıyormuş onu bizzat yaşadım.

    Hep destek olanken destek olunan olduğumda iyi ki varsınız dedim. İyi ki insanım, iyi ki hekimim, iyi ki hastalarım var, iyi ki dostlarım var.

    Ve iyi ki ekipte hep beraber yaşamaya çalışıyoruz…

    Bir yanıt yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir