
Korona Virüs
Psikodramanın temelinde “Herkesin her şeyden sorumlu hissettiği bir dünya sistemine ulaşmak” yatar, diyen bir uzman klinik psikolog konuşuyor kongre kültür merkezinde.
Belki de bin kişi var burada. İkinci Bursa PDR Kongresi yapılıyor şu anda. Ve hakikaten kalabalık. Telefonuma not düşüyor, son dakika diye. “Türkiye’de görülen Korona virüs vakasının durumu iyiymiş. Belki okullar tatil olabilirmiş. Ve uluslararası kongreler ertelenmiş. Haber çok, anlatan oldukça fazla, konuşan, yorum yapan, felaket senaryosu yazan da çok. Say sayabildiğin kadar. Ama önce sakin ol, hemen panik olma, dikkatli ol diye geçiriyorum içimden. Bu ülke nelerden geçti
Dikkatimi toparlamaya çalışırken bir yandan da düşünüyorum. Herkesin her şeyden sorumlu olduğunu düşündüğü bir dünyada yaşam nasıl olurdu diye? Sorun olur muydu acaba? İnsanlar aradıkları huzuru yakalayabilirler miydi?
Bu yoğun kavram kargaşasında kalabalığın içine girme diyen doktorlardansan eğer ” sen niye gittin bu toplantıya? Diyebilirsiniz elbette. İlim uğruna ve de insanımız neler yapıyor görebilmek için tabi ki derim.
Bir sorunu saklamak ya da baskılamak o sorunun çığ gibi büyümesine sebep olur aslında. Görünmeyen buz dağının altını düşünün. Kim bilir neler var onun altında, ne kalın buz tabakası ne aşılmaz soğuk duvar. Hangisi olursa olsun aynı kapıya çıkar. Bu virüs çıkartması bayağı zamandır vardı ve Türkiye de yok dendi hep. Yahu bir mink virüsten bahsediyoruz, önüne geçilmesi pek de olası görünmeyen bir mikroptan. Ve her bir virüsün etki mekanizması kendine özel, bu nedenle de yıllardır gripten ölüm vakaları zaten çok görülmüştür. Hep korkutur aslında o minik virüsler bizleri ve ondandır ki kafanıza göre antibiyotik kullanmayın der dururuz. Bağışıklık sistemini bozmayın, bize lazım o deriz. Tam da bu gibi durumlar için belki de uyarmaya çalıştık yıllarca.
İşte koruyucu hekimlik burada devreye giriyor. Ne denli yok desen de gelmez desen de elbette temkinli olmakta fayda var. Öncelikle panik havası oluşturmadan elimizden gelebileni yapmak. Hijyen hep söyleniyor, e bu zaten bizim kültürümüzde var. Biz çok iyi el yıkayan bir milletiz çok şükür. Hem çok el sıkışır, kucaklaşır, yan yana omuz omuza dururuz hem de elimizi de evimizi de temiz tutarız. Bir kere o açıdan şanslı olduğumuzu düşünüyorum. Çok şükür ki bu kültüre sahibiz, şimdi ise daha dikkatli davranıp, elimizden geleni yapmalıyız. Direncimizi güçlendirmek de bunlardan biri tabi ki. Beslenmemize ve ağzımızdan giren gıdanın menşeine azami dikkat edeceğiz. Uyanık tüketici olacağız, uyutulan değil. Tuzlu su solüsyonları hazırlayıp günde üç kere burun temizliğini yapacağız. Bize can veren nefesimizi burundan alacağız ki burun görevini yapsın. Nasıl mı? Bu zaten onun fizyolojik görevi, ağızdan aldığımız hava direk ciğerlere giderken burun bir filtre görevi yaptığı için en azından biraz eleme yapacaktır. Ve tabi ki endişeyle negatif dua pozisyonu almayacağız. Bu yıl gelişiyle oldukça üzüntülü geldi, dilerim ki sakinliğe ulaşacağız.
Ülke olarak her zaman bir olma halini koruduk, ama şimdi daha da bütünleşmeliyiz. Sakin olarak herkes üzerine düşeni en iyi şekilde yaparsa eğer bizim ülke olarak üstesinden gelemeyeceğimiz sorunlar olmaz Allah’ın izniyle. Öyle ya yurdum insanı merttir, sevecendir, canını verir insan için. Bazen öfkeye kapılıp şaha kalksa da kendine, ülkesine çevrilen bir tehdit olursa hep beraber olmayı bilmiştir. Bu böyle de bilinir…
Ülkeme ve insanımıza sonuna dek güveniyorum.
Sakin ve sağlıklı günlere huzurla yol alabilmek dileğiyle,
Esen kalın…